Browsing by Author "Şensoy, Funda"
Now showing 1 - 20 of 30
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis Adölesan bireylerde beslenme alışkanlıkları ile yeme tutum ve davranışlarının belirlenmesi(2019) Doğru, Esra; Şensoy, FundaBu araştırma; İstanbul/Çatalca ilçesinde bulunan Çatalca Anadolu Lisesinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, adölesanların beslenme alışkanlıkları ve yeme davranışlarının değerlendirilmesi ve yeme bozukluğu olup olmadığının saptanması amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan bir anket kullanılarak toplanmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmaya katılan 148 öğrencinin %39.9'u erkek ve %60.1'i ise kızdır. Öğrencilerin BKİ değerleri normal ve birbirine yakın aralıktadır. Tüm katılımcıların ise %29,7'sinin zayıf olduğu, %62,2'sinin normal, %6,8'inin hafif şişman, %1,4'ünün şişman olduğu gözlenmiştir. Cinsiyet kategorisine göre; kadınların yeme tutumu puan ortalaması ile erkeklerin yeme tutumu puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Kadınların, erkeklere göre yeme tutumu puan ortalaması daha yüksektir. Araştırmada yeme bozukluğu ile öğün atlama arasında ilişki saptanmamıştır. Araştırmaya katılan kadınların %66,3'ünün normal yeme davranış biçimi olduğu gözlenirken, %33,7'sinin yeme davranış bozukluğu olduğu gözlenmiştir. Erkeklerin ise %76,3'ünün normal yeme davranış biçimi olduğu gözlenirken, %23,7'sinin yeme davranış bozukluğu olduğu gözlenmiştir. Adölesanların geneline bakıldığında katılımcıların %70,3'ünün normal yeme davranışı olduğu gözlenirken, %29,7'sinin yeme davranış bozukluğu olduğu gözlenmiştir. Araştırmamızda öğrencilerin, bazı besin öğelerinden yetersiz beslendikleri, beslenme alışkanlıklarının yanlış olduğu görülmüştür. Öğrencilerin beslenme alışkanlıkları ve besin seçiminde bilinçlendirilmesi gerekir. Bu yüzden eğitim programları düzenleyerek farkındalık oluşturulmaya çalışılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Adölesan, beslenme alışkanlıkları, yeme bozukluğu, EAT-26 yeme tutum testiMaster Thesis Adölesan dönemdeki kızlarda ortoreksiya (Sağlıklı beslenme takıntısı) belirtilerinin incelenmesi ve görülme sıklığının belirlenmesi(2016) Altıntop, Ayşe Merve Sarı; Şensoy, FundaBu araştırmada varılmak istenen nokta, adölesan dönemdeki kızlarda sıklıkla görülen ortoreksiya nervoza (sağlıklı beslenme takıntısı) belirtilerini saptamaktır. İstanbul ili Beylikdüzü ilçesinde bulunan Özel İhlas Karma Lisesi'nde öğrenim gören toplam 175 kız öğrenciye anket uygulanmıştır. Araştırmaya dâhil edilen öğrencilere uygulanan anket formu dört testten oluşmaktadır. Bu testler kullanılarak, öğrencilerin demografik bilgileri 'Kişisel Bilgi Formu' ile ortoreksiya nervoza olup olmadıklarının bilgileri 'ORTO-15 Testi' ve 'Maudsley Obsesif Kompulsif Envanteri' ile anoreksiya ve bulimiya nervoza teşhisi bilgileri ise 'Yeme Tutumu Testi (EAT-40)' ile elde edilmiştir. Öğrencilerin yaş dağılımı 14 ile 18 arasında değişmektedir. Çalışmaya katılan 175 öğrenciden 30'u (%17,1) zayıf, 112'sı (%64,0) normal, 33'ü (%18,9) ise fazla kiloludur. YTT ve ORTO arasında pozitif bir korelasyon bulunamıştır (p> 0.05). Öğrencilerin % 4'ünde ortorektik özellik bulunmuştur. Ortoreksiya nervoza ile BKİ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (p>0.05) bulunamamıştır. Uzmanlara göre ortoreksiya nervoza yeme bozukluğu olan kişilerin sayısı gün geçtikçe artmakta ve bozukluğun önümüzdeki 10 yıl içinde hızlı bir artış göstereceği beklenmektedir. Bunun önüne geçmek, ortoreksiya nervosayı bir halk sağlığı sorunu olarak görmek ve gerekli tedbirleri almayı gerektirmektedir.Master Thesis Başkent Üniversitesi İstanbul Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Beslenme ve Diyet bölümüne başvuran kişilerin yeme bağımlılıkları ve yeme tutumlarının beden kitle indeksi ile ilişkisi(2019) Özdemir, Selin İmran; Şensoy, FundaBu çalışma, Başkent Üniversitesi İstanbul Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümüne başvuran kişilerin yeme bağımlılıkları ve yeme tutumlarının beden kitle indeksi ile ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya gönüllü 300 birey katılmıştır. Bireylere genel özellikleri ve beslenme durumları için anket uygulanmış ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) belirlenmiştir. Bireylerin yeme bağımlılığı durumu Yeme Bağımlılığı Ölçeği, yeme tutumu ise Yeme Tutum Testi ile saptanmıştır. Çalışmada katılımcıların %62,3'ü kadın, %37,7'si ise erkek ve yaş ortalaması 40,9±12,3 olarak bulunmuştur. Bireylerin %1,7'si zayıf, %18,3'ü normal kilolu, %22,3'ü kilolu ve %57,7'si obez olarak belirlenmiştir. Tüm katılımcılarda yeme bağımlılığı saptanmıştır. Katılımcıların hepsinde yeme tutum testi puanı 30 puanın üstünde ve ortalaması 88,90±7,46 bulunmuştur. Tüm yeme bağımlılığı kriterleri ile BKİ oranları arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p≤ 0,05). Yeme bağımlılığı kriterlerinde ''evet'' ve ''hayır'' cevabında yeme tutum testi puanları birbirine yakın olup, gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p≤0,05). Tüketimini kontrol etmekte zorlanılan yiyecekler; şekerli ve nişastalı yiyecekler olarak belirlenmiştir. Çalışmamızdaki bireylerin genellikle obez olması yüksek beden kitle indeksi sonuçları vermiştir. Bunun yanı sıra yeme bağımlılığı ve yeme tutum testi puanları da yüksek çıkmıştır. Sonuç olarak BKİ oranı ile yeme bağımlılığı ve yeme tutumu arasında doğru bir orantı vardır.Master Thesis Beslenme eğitimi öncesi ve sonrasında çocukların medyaya ve sağlıklı beslenmeye bakışının değerlendirilmesi(2019) Alkan, Solmaz; Şensoy, FundaYapılan bu araştırma Kayseri il merkezinde bulunan Besime Özdereci kamu ilkokulunda yürütülmüştür. Araştırmanın evreni Besime Özdereci Okulu'nun dördüncü sınıflarında eğitim gören ve bütün eğitimlere ve anketlere katılan 250 öğrenciden oluşmaktadır. Beslenme bilgi durumunu değerlendirmek için 'Beslenme Bilgi Anketi' eğitim öncesinde, eğitim sonrasında ve eğitimden 2 ay sonra uygulanmıştır. Öğrencilerin beslenme alışkanlıklarını, sosyal medya kullanımı, fiziksel aktivite ve alışkanlıkları değerlendirmek için 'Beslenme ve Sosyal Medya Alışkanlıkları Anketi' eğitimden önce ve eğitimden 2 ay sonra uygulanmıştır. Öğrenciler ile ilgili demografik bilgiler öğretmenlerde bulunan öğrenci takip dosyasından alınmıştır. Beslenme eğitimi haftada bir gün, bir ders saati, toplam 2 hafta yürütülmüştür. Araştırmanın tipi kontrol grupsuz ön test-son test deneme modelidir ve beslenme eğitiminin, beslenme alışkanlığındaki etkisi incelenmiş ve beslenme bilgi düzeyi ölçülmüştür. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 21 programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde hapiro Wilks testi, Q-Q grafikler tanımlayıcı istatistiksel metotlarını (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, medyan), Wilcoxon İşaretli Sıralar testi, Friedman testi, McNemar testi kullanılmıştır. Çocukların Beden Kitle İndeksi incelendiğinde %4,4'ünün zayıf, %61,2'sinin normal, %21,2'sinin şişman ve %13,2'sinin obez olduğu tespit edilmiştir. Çocukların eğitim öncesinde öğün atlama oranı %77,2 iken eğitim sonrası 2.aydaki öğün atlama oranının %62,4'e düştüğü saptanmıştır. Çocukların televizyon ve tablet karşısında besin tüketme eğilimi eğitim öncesi %77,2'dir. Bu oran eğitimden 2 ay sonra %58'e düşmüştür Beslenme bilgi düzeyi ölçümü eğitimden önce 73 puan, eğitimden sonrasında 82 puana çıkmış, eğitimden 2 ay sonra 78 puan olduğu saptanmıştır. Beslenme ailedeki ve çevredeki davranışların gözlemlenmesi ile şekillenmektedir ve kısa sürede bu davranışı değiştirmek zordur. Beslenme eğitiminin belli aralıklarla tekrarlanarak, davranış değişikliklerine devamlılık kazandırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Beslenme alışkanlıkları, Beslenme eğitimi, Yeterli ve dengeli beslenme, Çocuk eğitimiMaster Thesis Beslenme ve diyet polikliniğine başvuran yetişkin hastaların defekasyon alışkanlıklarını etkileyen etmenler(2017) Arslan, Serra; Şensoy, FundaBu çalışma, defekasyon alışkanlıklarını etkileyerek bireyin yaşam kalitesini ve sağlığını negatif yönde etkileyecek, muhtemel dışkılama problemlerine neden olabilecek biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma 01.05.17 – 31.05.17 tarihleri arasında İstinye Üniversitesi Liv Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniği'ne başvuran, çalışmayı kabul eden, yaşları 18-65 arasında değişen 197 sağlıklı yetişkin birey (137 kadın, 60 erkek) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bireylerin kişisel özellikleri, beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmış olup, beslenme durumları besin tüketim sıklığı ile belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin depresyon ve anksiyete durumları da Beck Anksiyete ve Beck Depresyon ölçeği ile belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş, cinsiyet, eğitim ve gelir düzeyi gibi sosyo-demografik özellikleri ile sigara-alkol kullanımı, fiziksel aktivite alışkanlıkları ve sıvı alımı gibi yaşam tarzı alışkanlıkları ile defekasyon sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Bireylerin posa kaynaklı gıdaları tüketimi incelendiğinde; bireylerin %53,3'ünün kurubaklagilleri haftada 1-2 gün, yağlı tohumları %32,5'inin her gün, yeşil yapraklı sebzeleri %29,9'unun her gün, taze meyveleri %50,3'ünün her gün, kuru meyveleri %21,8'inin her gün, %26,9'unun haftada 1-2 gün tükettiği görülmüştür. Taze meyve, yeşil sebze ve yağlı tohum tüketimi ile defekasyon sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0.05); kurubaklagil, kuru meyve tüketimiyle defekasyon sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Çalışmamızda, anksiyete düzeyine göre defekasyon sıklıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0.05); depresyon düzeyine göre defekasyon sıklıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. (p>0.05). Anahtar Kelimeler: Defekasyon, beslenme alışkanlıkları, anksiyete, depresyon.Master Thesis Beslenme ve diyetetik öğrencilerinde yeme bozuklukları ve obsesif kompulsif belirtilerin değerlendirilmesi(2018) Nevşioğulları, Cem; Şensoy, FundaBu çalışma, İstanbul Bilim Üniversitesi'nde öğrenim gören Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencilerinde ortoreksiya nervoza (ON) eğiliminin, cinsiyet, yaş ve beden kitle indeksi (BKİ) değişkenlerine göre değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya lisans eğitimini aktif sürdüren 115 öğrenci (5 erkek, 110 kadın) katılmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından 'anket yöntemi' kullanılarak, katılımcılarla yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri (yaş, cinsiyet, kalınan yer vb.) sorgulanmış ve antropometrik ölçümleri alınmıştır. Ayrıca, yeme bozukluklarının değerlendirilebilmesinde 'Yeme Tutum Testi (YTT-40)', ON'nin tanımlanabilmesi için 'ORTO-15' testi ve obsesif belirtilerin değerlendirilmesinde ise 'Obsesif Belirti Testi' kullanılmıştır. Öğrencilerin çoğunluğu (%95,5) kadındır. Erkeklerin tamamı, kadınların ise %67,3'ü normal BKİ değerlerine sahiptir. Erkeklerin YTT-40 puanı ve obsesif puanı kadınlardan yüksek bulunurken, kadınların ise ORTO-15 puanı erkeklerden yüksek bulunmuştur (p>0,05). Bireylerin sigara kullanımı ile obsesif puanı arasında anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0,05). Bireylerin BKİ grupları, alkol kullanım durumu ve kalınan yere göre ölçek puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ölçekler ile yapılan korelasyon analizinde, ORTO-15 ve obsesif puanı arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, ON ve ON ile ilişkili faktörlerin değerlendirildiği daha geniş kapsamlı çalışmaların yapılması yararlı olacaktır. Anahtar kelimeler: Üniversite öğrencileri, Ortoreksiya nervoza, Obsesif belirti, Yeme puanıMaster Thesis Bir KPSS kursundaki öğrencilerin yeme davranışlarını etkileyen etmenler, benlik saygısı ve depresyon(2019) Yüceli, Merve Hale; Şensoy, FundaBu tez çalışması Adana/Kozan ilçe merkezinde bulunan KPSS kursuna kayıtlı öğrencilerin yeme davranışı ve etkileyen faktörler ile benlik saygısı ve depresyonun birbirleriyle ilişkilerinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan bir anket kullanılarak toplanmıştır. Ankette, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini sorgulayan 9 soru bulunmaktadır. Ek olarak olguların yeme davranışını değerlendiren 33 soruluk Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ), benlik saygılarını değerlendiren Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve depresyon puanını belirten Birinci Basamak için Beck Depresyon Ölçeği ankete dahil edilmiştir. Öğrencilerin BKİ değerlendirildiğinde %60,9 kadın ve %39,1 erkek katılımcıdan oluşan evrenimizde %1,4'ü obez ve %39,9'u fazla kilolu birey bulunmuştur. Obez öğrencilerin %50'si kadın, %50'si erkek; ve fazla kilolu öğrencilerin %34,5'i kadın, %65,5'i erkek olarak saptanmıştır. Erkeklere oranla kadın katılımcılarımızda duygusal yeme davranışının fazla olduğu görülmüştür. Diğer yeme davranışlarında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bireylerin BKİ değerleri yükseldikçe dışsal yeme davranışında azalma, kısıtlayıcı yeme davranışında artma görülmüştür. BKİ ile duygusal yeme davranışı, benlik saygısı ve depresyon arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Katılımcıların depresyon ihtimalleri arttıkça duygusal yeme davranışında artış görülmüştür. Katılımcılarda benlik saygısı azaldıkça depresyon puanlarında artış saptanmıştır. Katılımcıların benlik saygısı düzeyleri ile yeme davranışları arasında bir ilişki bulunamamıştır. Alkol kullanmayanların dışsal yeme puanında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptanmıştır. Yeme davranışını etkileyen birbiriyle ilişkili çok fazla etken bulunmaktadır. Bu etkenlerden yola çıkarak yeme davranışı bozukluğu, yemeye bağlı psikolojik ve fizyolojik hastalıklar ile obezitenin gerçekleşmeden önce tedbirini almak kolaylaşabilir. Aynı zamanda, topluma yönelik eğitimler ve yeni tedavi yöntemlerinin bulunmasına katkı sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Yeme davranışı, DEBQ, Birinci basamak, depresyon, benlik saygısı.Master Thesis D vitamini eksikliğinin, vücut yağ yüzdesi, beden kitle indeksi ve bazı kan değerleri üzerine etkisi(2018) Oktay, Öznur Bircan; Şensoy, FundaBu çalışma D vitamin eksikliği (< 30 ng/ml) tanısı konulmuş 18-60 yaş arası 52 kadın, 50 erkek toplam 102 birey üzerinde, serum D vitamini eksikliğinin beden kitle indeksi, vücut yağ yüzdesi ve bazı kan değerleri üzerine etkisini inceleme amacıyla yapılmıştır. Bireyler D vitamin eksiklik gruplarına gore 10 ng/ml' nin altı şiddetli eksiklik grubu, 10-20 ng/ml arası orta düzey eksiklik grubu, 20-30 ng/ml arası hafif eksiklik grubu olarak, üç gruba ayrılarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada D vitamini eksiklik düzeylerine göre BKI ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Fakat D vitamini düzeyine göre yağ oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.01). D vitamini düzeyi 10'un altındaki grubun yağ oranı D vitamini düzeyi 10-20 ng/ ml arası olan gruptan ve 20-30 ng/ml arası olan gruptan anlamlı şekilde yüksektir. Bu çalışmada D vitamini eksikliğinin şiddetine göre açlık kan şekeri, HOMA-IR, HbA1C, ALT, AST değerleri arasında istatistisel olarak anlamlı bir sonuç çıkmamıştır (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerin D vitamini eksiklik düzeylerine göre trigliserit, total kolesterol, HDL ve LDL değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu gösterilmiştir (p<0.01). D vitamini düzeyi 10 ng/ml altında olan grubun trigliserit ortalaması D vitamini düzeyi 10-20 ng/ml arasında olan gruptan daha yüksektir. Diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. D vitamini düzeyi 10-20 ng/ml olan grubun total kolesterol düzeyi, D vitamini düzeyi 10'ng/ml altında olan gruptan anlamlı şekilde yüksektir. Diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamaktadır. D vitamini düzeyi 10 ng/ml altında olan grubun LDL ortalaması D vitamini düzeyi 10-20 ng/ml arasında olan gruptan anlamlı şekilde yüksektir. Diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamaktadır. D vitamini düzeyi 20-30 ng/ml olan grubun HDL ortalaması D vitamini düzeyi 10-20 ng/ml olan gruptan anlamlı şekilde yüksektir. Diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamaktadır. Sonuç olarak D vitamininin eksikliği vücut yağ oranı (%), iç organ yağı, trigliserid ve LDL ters orantılı denilebilir. Tüm bunlar doğrultusunda serum 25(OH) D seviyesi 30 ng/ ml' nin üzerinde tutulması insan sağlığı açısından faydalıdır.Master Thesis Demanslı bireylerde malnütrisyonun düşme riskine etkisi(2017) Aslan, Muhammet; Şensoy, FundaOrtalama yaşam süresinin uzaması, dünya genelinde yaşlı nüfusunda artışa neden olmaktadır. Birleşmiş Milletler, dünya genelinde yaklaşık 901 milyon yaşlı bireyin yaşamakta olduğunu ve bu sayının 2030 yılında 1.4 milyar ve 2050 yılına kadar ise 2.1 milyar kişiye ulaşacağını belirtmektedir. Bununla birlikte, demans gibi özellikle ileriki yaşlarda gözlemlenen oldukça önemli hastalıkların görülme sıklığında da benzer bir artıştan söz edilebilmektedir. Demans, malnütrisyon ve düşme kaynaklı yaralanmalar özellikle yaşlı popülasyonunda sıklıkla gözlemlenen tedirgin edici klinik sendromlardandır. Bu araştırma, 2017 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye'sine bağlı İstanbul Darülaceze Müdürlüğü'nde ikamet etmekte olan 65 yaş üzeri demanslı bireylerde malnütrisyonun düşme riskine olan etkisini saptamak amacıyla yapılmış kesitsel bir çalışmadır. Katılımcıların nütrisyonel durumunun tespitinde MNA testi ve düşme riski tespitinde ise HENDRICH II Düşme Riski Ölçeği kullanılmış, antropometrik ölçüm olarak da boy, kilo, baldır ve kol çevresi uzunlukları alınmıştır. Çalışmanın evrenini 68 demans teşhisi konmuş birey oluşturmaktadır. Araştırmaya katılanların yaşları 66 ile 92 yaş arasında değişmekte olup ortalaması 80.25 ± 7.11'dir. Katılımcıların % 50'si normal nütrisyonel durumda, % 42.60'ı malnütrisyon riski altında ve % 7.4'ü malnütrisyonlu bulunmuştur. HENDRICH II Düşme Ölçeği sonuçlarına göre ise katılımcıların % 42.60'ında düşme riski olmadığı, %57.40'ında ise yüksek düşme riski bulunduğu görülmektedir. Uyguladığımız korelasyon analizinden elde edilen verilere göre düşme riski ile MNA test sonuçları arasında negatif yönde orta derecede anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Hem korelasyon (p < 0.01) hem de lojistik regresyon analizi (p < 0.001) sonucunda elde edilen bulgular, kişideki malnütrisyon düzeyinin düşme riskini arttırdığını doğrulamaktadır. Çalışmamızda cinsiyetin düşme riskine olan etkisi de araştırılmış ve Pearson Ki-Kare Test Sonucu 1 serbestlik derecesi ile 14.32 ve p<0.001 çıkmıştır. Bu sonuca bakılarak cinsiyete göre bireylerin düşme riskinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu ve kadınların erkeklere oranla düşmeye daha yatkın oldukları söylenebilir. Sonuç olarak; bu çalışma demanslı bireylerde malnütrisyonun düşme riskini arttırdığına yönelik bulgular sunmakta ve demanslı bireylerin yaşam standartlarını arttırma sürecinde beslenmenin önemini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Demans, Malnütrisyon, Düşme, Beslenme.Master Thesis Diyetisyenlerde sağlıklı beslenme takıntısı (ortoreksiya) belirtilerinin incelenmesi(2019) Çağlar, Neslihan; Şensoy, FundaOrtoreksiya nevroza, sağlıklı beslenme takıntısı olarak tanımlanan yeme bozukluğudur. Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı'nda bir tanı kriteri yoktur. Gelişen ve değişen teknoloji ile birlikte daha da yaygınlık göstermeye başlamıştır. Sağlıkla ilgili eğitim alanların bu duruma daha yatkın olacağı düşüldüğü için, çalışmamız diyetisyenlerde bu durumu saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 234'ü (%91) kadın ve 23'ü (%9) erkek olmak üzere değişik illerde ve sağlık kurumlarında çalışan toplam 257 diyetisyen elektronik ortamda katılmıştır. Anket 3 kısımdan oluşmaktadır. Kişisel bilgi formu (sosyo-demografik özellikler, yaşam tarzı alışkanlıkları), ORTO-11 soru ölçeği ve maudsley obsesif kompulsif soru ölçeği uygulanmıştır. Diyetisyenlerin ORTO-11 puan ortalamaları 27,35±4,83, OKB (obsesif kompulsif bozukluk) puan ortalamaları ise 11,6±6,38'dir. ORTO-11 kesim noktası %25'lik dilime göre alınıp '24' olarak belirlenmiştir. Erkek katılımcıların puan ortalamaları, kadınlardan yüksektir, buna göre kadın katılımcılar, erkek katılımcılara göre daha yüksek ortorektik eğilimler göstermektedir. Fakat cinsiyet bakımından puan ortalamalarında farklılık gözlense de, erkek katılımcıların sayıca azlığı sebebiyle cinsiyet karşılaştırması sonuçlarının sağlıklı olmadığı düşünülmektedir. İstatistiksel olarak da aralarında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Yaş arttıkça OKB puanı düşmekte, obsesif davranışlar azalmaktadır ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Diyetisyenlerde; obsesif-kompulsif bozukluk ve ortoreksiya nevroza durumlarının arasındaki korelasyona bakılmıştır. Korelasyon negatif olarak ölçülmüş fakat istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (r= -0,113, p>0,05). Çalışmaya az sayıda diyetisyen katılımı olduğundan dolayı, çalışmanın daha anlamlı sonuçlara ulaşması için daha fazla katılımcıyla yapılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Ortoreksiya nervoza, Orto-11, Obsesif Kompulsif bozukluklar, Yeme bozuklukları, Sağlıklı beslenme takıntısı.Master Thesis Fenilketonüri tarama programını yürüten hemşire ve ebelerin bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve programın etkinliği hakkındaki görüşleri(2015) Şahinkanat, Ülkü; Şensoy, FundaBu araştırmanın amacı, fenilketonüri tarama programını yürüten hemşire ve ebelerin fenilketonüri hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve tarama programının ekinliği hakkındaki görüşlerin saptanmasıdır. Araştırma kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini; 2013 yılında Samsun il merkezinde bulunan ve fenilketonüri tarama programını yürüten hemşire ve ebeler, örneklemini ise 235 ebe ve hemşire oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Tunç (2006) tarafından hazırlanmış olan, hemşire ve ebelerin sosyo-demografik özellikleri, fenilketonüri hastalığı ve neonatal tarama uygulaması hakkındaki bilgi düzeylerini saptamaya yönelik çeşitli sorulara yer verilmiş olan anket kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 17.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verileri değerlendirilirken istatistiksel metotlardan: sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, T-testi, ANOVA kullanılmıştır. Sonuç olarak araştırmaya 151 hemşire, 84 ebe olmak üzere 235 kişi katılmıştır. Araştırmaya katılan 105 kişi fenilketonüri hastalığı ile ilgili bilgiyi kurum içi eğitim sayesinde aldıklarını belirtmiştir. Ebe ve hemşirelerin fenilketonürinili anne, anne sütü ve kan alımından sonra yapılacak işlemlerle ilgili sorulara yanlış cevap verdikleri gözlenmiştir. Araştırma kapsamındaki ebe ve hemşirelerin mezun oldukları kurum ve bilgi düzeyleri arasında farklılık oluşmamış yalnız fenilketonüri tarama programını kullanma süresi ile bilgi düzeyi arasında ilişki olduğu görülmüştür. Ebe ve hemşirelerin numune kağıdı kullanımı ile numune kağıtlarının vaktinde ulaşması konusunda bilgi eksikliği olduğu görülmüştür.Master Thesis Geleneksel Giresun mutfağından seçilen yemeklerin kalori ve besin değerlerinin hesaplanması ve düşük kalorili yeni tariflerin geliştirilmesi(2019) Tığlı, Gökhan; Şensoy, FundaToplum kültürünün temelini mutfak kültürü oluşturmaktadır. Toplum kendi gelişimi ile mutfak kültürünü geliştirir ve diğer toplumlardan etkilenir. Giresun mutfağında hızlı hazırlanan, ayaküstü atıştırılan yemek tarzı artarken haşıl, ceretta, celecaş gibi tarifler yavaş yavaş yeni nesillerin yemek listelerinden silinmektedir. Bu çalışmanın amacı da; bu yemek kültürünün devamlılığını sağlamak ve bunun yanında Giresun mutfağındaki bu tarifleri daha sağlıklı hale getirebilmektir. Araştırmacı tarafında belirlenen tariflerden 35 tanesinde iyileştirmeler yapılarak minimum %25 enerji düşüşü sağlanıp yeni tarifler hazırlanmıştır. Bu yemeklerin hem geleneksel hem de daha düşük kalorili olan yeni tarifleri hazırlanıp enerji ve besin öğesi değerleri hesaplanmıştır. Anahtar kelimeler; Giresun Yemekleri, Sağlıklı Giresun Yemekleri, Düşük Kalorili Giresun YemekleriMaster Thesis Geleneksel Hatay mutfağından seçilen yemeklerin kalori ve besin değerlerinin hesaplanması ve düşük kalorili yeni tariflerin geliştirilmesi(2017) Köşkeroğlu, Gök Çağatay; Şensoy, FundaMutfak kültürü sürekli değişkenlik gösteren, kendini yenileyen bir olgudur, zaman içerisinde insanlar bu kültürü değiştirir, geliştirir. Bir taraftan Hatay mutfak kültürüne, fast food (ayak üstü atıştırma) yeme kültürü girerken, lebeniye, şıh-il mahşi, aşşür ve buna benzer birçok yemekler, mutfak kültürünün değişmesi ile yemek listelerinden çıkarılmaktadır. Bu çalışmanın yapılmasında ki amaç; günümüze kadar gelen yemek kültürlerinin devamını sağlamak ve insanlarının 'sağlıklı ve dengeli beslenme' düşüncesini Hatay mutfak kültürüne de uygulayabilmektir. Çalışmada 1 porsiyonunun geleneksel tarifeye göre kalorisi 50 kaloriden daha az olan, seçilmiş 21 yeni tarife oluşturulmuştur. Bu belirlenen yemeklerin içerdiği malzemeler ve tarifeleri aktarılmıştır. Bu araştırma sonucunda hem geleneksel tarifelerin hem de yeni oluşturulmuş daha az kalorili olan yeni tarifelerin enerji değerleri ve besin ögesi değerleri hesaplanmıştır.Master Thesis Halk eğitim kurumunda öğrenim gören 15-49 yaş arası evli kadınların beslenme alışkanlıkları ve obezite prevalansları(2018) Canefendiç, Sena; Şensoy, FundaSıklığının hızla artmasıyla ve beraberinde birçok kronik hastalık için risk etmeni olmasıyla obezite önemi bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma, Sakarya'da bulunan Erenler Merkez Halk Eğitim kurumunda öğrenim gören 15-49 yaş arası evli kadınların beslenme alışkanlıklarının ve obezite varlığının saptanması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma kesitsel tiptedir ve 17 Kasım-20 Aralık 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Sakarya'nın Erenler ilçesinde bulunan Merkez Halk Eğitim Kurumu'nda öğrenim gören yaşları 15-49 arasında değişen 204 evli kadın araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Beden kütle indeksi (BKİ) 18,5 altında olan zayıf kategorisindeki 5 kişi ve gebe kadınlar çalışmaya alınmamıştır. Bireylerin, beslenme alışkanlıklarını, sosyodemografik ve doğurganlık özelliklerini, fiziksel aktivite durumlarını sorgulayan anket formu ve besin tüketim sıklığı formu yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde, SPSS 20 paket programı kullanılmıştır. Kadınlarda obezite prevalansı %20,5 bulunmuştur. Araştırmaya katılan kadınların ortalama vücut ağırlığı 69.82±13.12 ve bel kalça oranı 0.80±0.07 olarak saptanmıştır. Bireylerin yaş ortalamasının 37.65± 7.53 ve bu kadınların %74,5'inin ev hanımı olduğu, kişilerin %51'inin tanısı konmuş bir veya daha fazla hastalığının olduğu, %22.5'inin haftada 1-2 kez dışarıda yemek yediği ve araştırmaya katılan kadınlardan obez olanların %16,6'sının düzenli olarak fiziksel aktivite yaptığı görülmüştür. Yaşı daha fazla olan, sezaryan doğum yapmış ve ailesinde obezite öyküsü olan ev kadınları başta olmak üzere, bu kişilerin obezite, yeterli ve dengeli beslenme ve fiziksel aktivite konularında bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi ve teşviki gerekmekte, obeziteyle mücadele konusunda politika oluşturulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Obezite prevalansı, Beslenme, 15–49 yaş evli kadınlar, Risk etmenleriMaster Thesis İnsülin direnci olan bireylere uygulanan tıbbi beslenme tedavisinin insülin direnç seviyeleri ve vücut ağırlıklarına etkisi(2019) Kireççi, Hanife Eliz; Şensoy, FundaBu araştırma, insülin direnci tanısı alan bireylerin iki yıl süren tıbbi beslenme tedavileri süresince altı aylık periyodlarda kan bulguları ve insülin direnç seviyelerindeki değişimi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma Mayıs 2017 – 15 Haziran 2019 tarihleri arasında İstanbul ilinde, özel bir obezite kliniğine başvurmuş ve iki yıl süresince izlemi olan 20 yaş ve üzeri 50 birey ile yürütülmüştür. Bireylerin kişisel özellikleri, tıbbi özgeçmişleri, kan bulguları ve ölçüm sonuçlarını içeren anket formu kullanılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin %70'i kadın, %30'u erkeklerden oluşmaktadır. Bu kişilerin %20'si 20-29 yaşları arasında, %30'u 30-39 yaşları arasında, %30'u 40-49 yaşları arasında %20'si ise 50 yaş ve/veya üzerindedir. Araştırmaya katılan bireylerin, insülin direnci tanılarının dışında; %18'inin tiroid, %12'sinin hipertansiyon, %6'sının ülser ve/veya gastrit, %2'sinin kalp – damar hastalıkları, %2'sinin polikistik over sendromu ve %2'sinin migren tanısı mevcuttur. Spearman analizi sonrası bulunan korelasyon katsayısına (0,395) göre HOMA-IR ilk ölçüm değeri ile BKİ ilk ölçüm değeri arasında pozitif yönde zayıf derecede (0,01 seviyesinde) anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Spearman analizi sonrası bulunan korelasyon katsayısına (0.317) göre HOMA-IR 24. ay ölçüm değeri ile vücut yağı 24. ay ölçüm değeri arasında pozitif yönde zayıf derecede (0,05 seviyesinde) anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. 5 farklı zaman diliminde ölçülen vücut yağı ortalaması değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmaktadır. Araştırmaya katılan bireylerin ilk gelişlerinde % 18'inin insülin direnci değerleri normal bulunmuş, 6. aylarında bu oran % 54'e, 12. aylarında % 74'e, 24.aylarında ise % 82'ye yükselmiştir. Tedaviye devam edildikçe insülin direnç seviyelerinde normale dönüldüğü sonucuna varılmıştır.Master Thesis İnsülin direnci tanısı alan ve abdominal obezitesi olan bireylere uygulanan tıbbi beslenme tedavisinin insülin direnç seviyelerine ve abdominal obeziteye etkisi(2019) Kolaç, Didar; Şensoy, FundaBu araştırma, 2015-2017 yılları arasında İstanbul'da Özel bir Beslenme ve Diyet Danışmanlık Merkezi'ne başvuran ve 1 yıl takipte kalan, biyokimyasal tetkiklerle insülin direnci tanısı alan ve abdominal obezitesi olan bireylere uygulan tıbbi beslenme tedavisinin insülin direnci ve abdominal obeziteye etkisini araştırmak amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmaya dahil edilen bireylerin antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları, demografik özellikleri, genel sağlık durumları anket formu kullanılarak, danışmanlık merkezinin hasta kayıt sisteminden elde edilmiştir. Çalışmaya 51 kadın, 23 erkek toplam 74 birey dahil edilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin yaşları 25 ile 71 yaş arası değişmekte olup, yaş ortalaması 42.70 ± 10.34'tür. Araştırmaya katılanlardan geldiklerinde, 6 ve 12. aylarda alınan antropometrik ölçüm verileri (bel çevresi, boy, ağırlık ve BKİ) ve kan bulguları (HOMA_IR, Total Kolesterol, LDL, HDL ve Trigliserit) değerleri için Friedman testi uygulanmıştır. Katılımcıların ilk dönem, 6.ay ve 12. Ay BKİ (kg/m2) değerleri arasında istatistiksel olarak önemli fark vardır (p<0,01). Üç farklı zamanda ölçülen kan HOMA_IR değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmaktadır (p<0,01). Katılımcıların, ilk kan HOMA_IR ölçüm ortalaması 4.18 olup standart sapma değeri 1.17 bulunmuştur. Sonuç olarak; bu çalışma insülin dirençli ve abdominal obezitesi olan bireylere uygulanan tıbbi beslenme tedavisinin sağlık sorunlarının iyileştirilebileceği yönünde bulgular sunmaktadır. Anahtar kelimeler; İnsülin direnci, abdominal obezite, obezite, tıbbi beslenmeDoctoral Thesis İzotretinoin tedavisi gören bireylere uygulanan Akdeniz diyeti ve düşük kolesterollü diyetin serum lipid seviyelerine etkisi(2024) Uyar, Umut; Şensoy, Fundaİzotretinoin, 1982 yılında FDA tarafından onaylanan ve şiddetli akne tedavisinde oral olarak kullanılan en etkili ilaçtır. İzotretinoin tedavisinin sıklıkla görülen etkilerinden birisi sekonder hiperlipidemidir. Bu tez çalışması, izotretinoin tedavisi gören bireylerde ortaya çıkabilen serum lipid değerlerindeki yükselişin Akdeniz diyeti ve düşük kolesterollü diyet ile önlenebilirliğini araştırmak amacıyla tasarlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma, kurum izni ve etik kurul süreçlerinin tamamlanmasının ardından Nisan 2023 – Mayıs 2024 tarihleri arasında akne vulgaris tedavisi için izotretinoin tedavisi gören ve diyet polikliniğine araştırma için başvuran gönüllü katılımcılarla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Akdeniz diyeti grubu, düşük kolesterollü diyet grubu ve kontrol grubu olmak üzere 3 ayrı grupta 46 gönüllü katılımcı ile tamamlanmıştır. Tüm gruplardaki hastaların yapılmış olan rutin testleri aracılığıyla serum lipid değerleri takip edilmiştir. Diyet öncesi ve sonrasında yapılan değerlendirmeler sonucunda, 3. ayda Akdeniz diyeti ve düşük kolesterollü diyet gruplarının LDL-K ve toplam kolesterol değerleri, kontrol grubundan anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,05). Tüm grupların toplam kolesterol değeri başlangıca göre yüksek bulunmuştur (p<0,05) Grupların 3.aydaki trigliserit değerleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Trigliserit değerlerinde grup içi yükselişler sadece kontrol grubunda anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Tüm grupların HDL-K değerlerinde anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Tüm grupların AST ve ALT değerlerinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Düşük kolesterollü diyet grubunda diyetin A vitamini içeriği azaldıkça, toplam kolesterol değerinin yükseldiği bulunmuştur (p<0,05). Sonuçlar, izotretinoin tedavisi sırasında uygulanan Akdeniz diyeti ve düşük kolesterollü diyetin, serum lipidlerindeki değişimleri azaltabileceğini göstermiştir.Master Thesis Kilo yönetiminde profesyonel diyet yardımı alan danışanların 'ekmek algısı'(2019) Kayıkcı, Burak; Şensoy, FundaAnkara ilinde yaşayan ve kilo yönetimi için profesyonel olarak destek alan kişilerin ekmek tüketimine yönelik algılarının incelendiği ve 219 kişi üzerinden gerçekleştirilen çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı ve akademisyen görüşü alınarak hazırlanan çoğu çoktan seçmeli 40 soruluk anket uygulanmıştır. Ankette katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine yönelik görüşlerle birlikte diyet öncesi ve diyet sürecindeki ekmek tüketim alışkanlıkları ile ekmek tüketimine yönelik algılarına dair sorular sorulmuştur. Araştırma sonucunda katılımcıların büyük çoğunluğunun ekmeğin kilo aldırdığını savunduğu, zayıflamak için yeterli miktarda ekmek tükettikleri görülmüştür. Katılımcıların diyet süresince çoğunlukla 0-7 dilim arasında ekmek tükettiği ve büyük çoğunluğunun diyetten önce 5-10 dilim arası ekmek tükettikleri bulunmuştur. Araştırmaya katılan danışanların ekmek tüketim algılarını ölçmek için yönlendirilen sorulara verilen cevaplara bakıldığında en yüksek katılım 'makarna kilo kazandırmaz' ve 'tatlı bisküvi yerine tuzlu bisküvi tüketilebilir' olduğu görülmektedir. En düşük katılım gösterilen görüşün ise '1 dilim ekmek yerine 1 kepçe çorba tüketilebilir' ve 'tam buğday unu beyaz una göre daha besleyicidir' görüşleridir. '1dilim ekmek yerine 1 kepçe çorba tüketilebilir' görüşüne erkeklerin kadınlardan daha fazla katıldıkları görülmüş ve bu fark istatistiki olarak da anlamlı bulunmuştur. Bununla birlikte kadınların ise 'ekmeğin miktarı değil çeşidi', '1 dilim beyaz ekmek yerine 2 dilim kepek ekmeği tüketilebilir', 'makarna kilo kazandırmaz', 'tatlı bisküvi yerine tuzlu bisküvi tüketilebilir', 'mayasız ekmekler (yufka vb.) kilo kazandırır', 'diyetinizdeki ekmek miktarından daha az tüketirseniz daha hızlı kilo kaybedersiniz' ve 'fazla kepek ekmeği tüketimi kansızlığa neden olur' sorularına verdikleri cevaplar erkeklere göre daha yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ekmek, Ekmek Tüketimi, Ekmek Tüketim Algısı.Master Thesis Morbid obez hastalarda Sleeve Gastrektomi Operasyonunun hastaların biyokimyasal bulguları, vücut kompozisyonları ve yeme tutumları üzerine etkisi(2017) Kalkan, Gülen Ecem; Şensoy, FundaBu çalışma, laparoskopik sleeve gastrektomi uygulamasından sonra hastaların beslenme durumunun ve preoperatif, postopoperatif yeme tutum davranışındaki değişimlerin değerlendirilmesi; bununla beraber beden kütle indeksi değerinin ve bazı laboratuvar bulgularının kısa dönem değişimlerinin bildirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma için Eylül 2015-Ocak 2017 tarihleri arasında, Özel Medicana Bahçelievler Hastanesinde genel cerrahi polikliniğine başvurarak laparoskopik sleeve gastrektomi operasyonu geçiren 59 hastanın verileri geriye dönük taranmıştır. Bireylerin kişisel özellikleri, beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmış olup, beslenme durumları besin tüketim sıklığı ile belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yeme tutum ve davranışları Yeme Tutumu Testi (EAT -40) ve Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ölçekleri ile saptanmıştır. Çalışmanın sonuçlarında hastaların preoperatif (preop) beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 41,4 iken postoperatif (postop) 1. ayda 37,8'e, postop 3. ayda ise 33,8'e düştüğü saptanmıştır. Cinsiyetler arasında ise operasyon öncesine göre 1. ay ve 3. ay beden kütle indeksinde görülen düşüş miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Araştırmada operasyon öncesine göre 1. ayda kadınlar ortalama -11,81±6,83 kg, 3. aylarında ise ortalama -22,61±6,28 kg vermişlerdir. Erkeklerin 1. ayda ortalama -14,55±6,36 kg, 3. aylarında ise ortalama - 28,07±10,25 kg ağırlık kaybettikleri kaydedilmiştir. Cinsiyetler arasında operasyon öncesine göre 1.ay ağırlıklarında görülen düşüş miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Ancak erkeklerde operasyon öncesi ağırlığına göre 3.ay ağırlığında görülen düşüş miktarı, kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p:0.025; p<0.05). Labaratuvar bulgularında preop açlık kan şekeri (AKŞ) düzeyine göre postop 1.ay ve 3.ay AKŞ düzeylerinde görülen düşüşler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Preop serum albumin düzeyine göre postop 1.ayda istatistiksel olarak anlamlı bir değişim görülmezken (p>0.05); 3.ay serum albümin düzeylerinde görülen düşüşler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). ii Araştırmada preop ALT düzeyine göre postop 1.ayda istatistiksel olarak anlamlı bir değişim görülmezken (p>0.05); 3.ay ALT düzeylerinde görülen düşüşler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Postop 1.aya göre 3.ay ALT düzeylerinde görülen düşüşler de istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Preop AST düzeyine göre postop 1.ayda istatistiksel olarak anlamlı bir değişim görülmezken (p>0.05); 3.ay AST düzeylerinde görülen düşüşler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). 1. aya göre 3. ay vitamin B12 ve folik asit düzeylerinde görülen düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Hastaların besin tüketim sıklıkları incelemesinde preop ve postop 3. Ay kıyaslandığında hastaların süt, yoğurt, esmer ekmek tüketimlerinde anlamlı bir artış gözlenmiştir (p<0.05). Buna karşın hastaların işlenmiş et ürünleri, beyaz ekmek, pilav, makarna, hamur işi ve tatlı tüketimlerinde anlamlı bir düşüş görülmüştür (p<0.05). Araştırmada hastaların alkollü içecek, kola, meyve suyu, gazlı içecek tüketimlerinde anlamlı düşüş gözlenmiştir (p<0.05). Hastaların yeme davranışlarını belirlemede kullanılan ölçeklerde preop EAT -40 toplam puanlarına göre postop 3.ay EAT-40 toplam puanlarında görülen artış istatistiksel olarak anlamlıdır (p:0.000; p<0.05). Hollanda yeme tutumu ölçeği; preop duygusal yeme alt boyutu puanlarına postop 3.ay duygusal yeme alt boyutu, kısıtlayıcı yeme alt boyutu ve dışsal yeme alt boyutu puanlarında görülen düşüş istatistiksel olarak anlamlıdır (p:0.000; p<0.05). Preop DEBQ toplam puanlarına göre postop 3.ay DEBQ toplam puanlarında görülen düşüş istatistiksel olarak anlamlıdır (p:0.000; p<0.05). Anahtar Kelimeler: Bariyatrik Cerrahi, Beslenme Alışkanlıkları, Yeme Tutumu, Biyokimyasal BulgularMaster Thesis Mutfak çalışanlarının beslenme alışkanlıkları, yeme davranışları ve beslenme bilgilerinin değerlendirilmesi(2018) Delibaş, Öykü Nur; Şensoy, FundaBu çalışmada, toplu beslenme yapılan kurumların mutfak bölümünde çalışan kişilerin beslenme alışkanlıkları, beslenme bilgi düzeyleri ve yeme davranışlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda toplu beslenme sisteminde çalışan 181 erkek ve 228 kadın olmak üzere toplam 409 kişilik personel grubuna anket uygulanmıştır. Katılımcılarımızın çoğunluğu beslenmesine dikkat etmekte ve günde ortalama 3 öğün tüketmektedir. Bununla birlikte katılımcılarımızın %42.3'ü ana öğünler dışında sıklıkla atıştırma yapmaktadır. Personelin %20'si kahvaltıyı, %19.8'i öğle yemeğini, %19.1'i akşam yemeğini atlamaktadır. İçeceklerde şeker kullanan personel oranı %59.4 ve sık sık hamburger, cips ve kola gibi besinleri tüketen personel oranı da %10.5'tir. %50.6 ile çoğunluğun günde 1 litre ve daha az su tükettiği belirlenmiştir. Gün içerisindeki öğünlerinde sebze ve meyveye yer verme oranı %56.8'dir. Yemek yeme süresine bakıldığında ise personelin %61,6'sının 15 dakika ve üzeri sürede yemek yediği görülmüştür. Yeme bozukluğu riski açısından yapılan değerlendirmelerde kadınların erkeklerden, zayıf olanların kilolu ve obezlerden, geliri giderinden az olanların geliri giderinden fazla olanlardan ve doktor tarafından tanısı konulan rahatsızlığı bulunanların bulunmayanlardan daha yüksek risk altında olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte araştırmamızda, beslenmesine dikkat edenlerin dikkat etmeyenlerden, ana öğünler dışında sıklıkla atıştıranların atıştırmayanlardan, içeceklerde şeker kullanmayanların kullananlardan, hamburger gibi sağlıksız besinleri tüketmeyenlerin diğer gruplardan daha yüksek yeme bozukluğu riski altında olabileceği bulgusuna ulaşılmıştır. Personelin beslenme bilgi düzeyini ölçmek için sorulan sorulara alınan yanıtlara göre yeme bozukluğu riskinin de değişmediği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Toplu beslenme, Yemekhane çalışanları, Beslenme alışkanlıkları, Yeme davranışları

