Okan University GCRIS Basic Database
Okan University GCRIS Basic Database, which is a part of Istanbul Okan University Research Ecosystem, is an Institutional repository at international standards that allows searching and discovering all research outputs.

Recent Submitted Publications
Yoğun bakım hemşirelerinde tükenmişlik düzeyleri ile yaşam sonu bakıma yönelik tutum ve davranışlar arasındaki ilişkininincelenmesi
(2025) Gündoğdu, Rabia; Yazıcı, Özlem
This study was conducted to examine the relationship between burnout levels and attitudes and behaviors toward end-of-life care among intensive care nurses. Intensive care nurses are healthcare professionals who provide continuous care to critically ill patients under conditions of high workload, emotional strain, and ethical challenges. Therefore, it is assumed that high levels of burnout may negatively influence nurses' attitudes and behaviors in end-of-life care processes. The research employed a descriptive and correlational cross-sectional design. Data were collected online between September and October 2025 from 159 nurses working in the intensive care units of Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Training and Research Hospital. Data collection tools included a Personal Information Form, the Maslach Burnout Inventory (MBI), and the Attitudes and Behaviors Toward End-of-Life Care Scale (AB-EoLC). Data were analyzed using SPSS 22, employing descriptive statistics, independent samples t-test, Mann–Whitney U, Kruskal–Wallis, Pearson correlation, and Cronbach's alpha reliability analysis. The findings revealed that nurses experienced a moderate level of burnout and had generally positive attitudes and behaviors toward end-of-life care. Factors such as job satisfaction, insufficient nursing staff, long working hours, frequent encounters with death, educational background, and choosing the profession willingly had significant effects on burnout levels. Moreover, a negative correlation was found between burnout levels and attitudes and behaviors toward end-of-life care, indicating that higher burnout was associated with less positive attitudes and behaviors. Based on these results, it is recommended to enhance in-service training, implement psychosocial support programs, and improve working conditions to reduce burnout and strengthen nurses' professional competence in end-of-life care.
Yetişkin bireylerde algılanan stres ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri arasındaki ilişkide duygu düzenlemenin aracı rolü
(2026) Öngül, Birsen; Bahayi, Kader
This study aimed to examine the mediating role of emotion regulation in the relationship between perceived stress and symptoms of attention deficit hyperactivity disorder in adults. A total of 460 individuals aged 18-50 participated in the study. Participants completed the 'Sociodemographic Information Form,' 'Perceived Stress Scale,' 'Adult Attention Deficit and Hyperactivity Self-Report Scale,' and 'Emotion Regulation Skills Scale.' Independent samples t-test, one-way ANOVA, Pearson Correlation, and Structural Equation Modeling (SEM) were applied in the analysis of participants' responses. According to the findings of the study, significant differences were found in participants' adult ADHD and perceived stress scores in terms of sociodemographic variables (gender, age, education, income level, employment status, mental illness diagnosis, etc.). On the other hand, it was found that adult ADHD scores were positively and significantly correlated with perceived stress scores and negatively and significantly correlated with emotion regulation skills. The results of the Structural Equation Model, created to examine whether emotion regulation skills have a protective mediating effect against attention problems that may be seen in individuals facing stress, showed that emotion regulation skills play a partial mediating role in the relationship between perceived stress and adult ADHD. The findings were evaluated within the framework of the relevant literature, and recommendations for further research and applications were presented.
Yenilikçi moda tasarımında yapay zekanın rolü
(2026) Benafı, Hamıdeh; Hatipoğlu, Serna Uçar
Moda tasarımının uzun tarihi, giyim ihtiyacını karşılamaya hiç odaklanmamıştır. Giysiler aynı zamanda belirli bir toplumun kültürünü ifade etmenin bir yolu olarak kabul edilmektedir ve moda tasarımının ayrılmaz bir unsuru hâline gelmiştir. Zamanın başlangıcından günümüze kadar moda, bir zamanın sosyal ve ekonomik statüsü nedeniyle etkilenmiştir. Teknolojik gelişmeler ve kültürel değişimlerle birlikte bu süreç yavaş yavaş evrimleşmiş, tasarım stratejileri ve üretim teknikleri farklı şekillerde gelişim göstermiştir. Eskiden moda tasarımı, sürecin kişisel deneyim ve uzmanlığa dayandığı insan hayal gücüne dayanmaktaydı. Tasarımcı, üretimde birincil ve merkezi aktör olarak kabul edilmekteydi. Sanayi, sanayileşme açısından büyümeye başladıkça ve fabrikalar kuruldukça, sanayi hız ve verimliliğe yönelmiş; üretim süresi kısalmış ve üretim maliyetleri en aza indirilmeye çalışılmıştır. Sanayileşmenin diğer bir sonucu ise, geleneksel tasarım ve üretim yaklaşımının sınırlamalarını vurgulayan daha yüksek üretim hızı ve uluslararası rekabet alanının oluşması olmuştur. Moda endüstrisinin her zaman mücadele ettiği yaygın sorunlar arasında yüksek fiyatlar, kaynak israfı ve aşırı üretim yer almaktadır. Talep tahmininin uygunsuz yapılması sürdürülebilirlik sorunlarına katkıda bulunmuş ve bu sorunlar zamanla sektörün temel problemlerinden biri hâline gelmiştir. Tüm bu değişikliklere, tasarım sürecine ve üretim sürecine yeni teknolojilerin dâhil edilmesi eşlik etmiş, bu durum tasarım ve üretimde gelişmiş teknolojilerin benimsenmesini zorunlu kılmıştır. Tasarım süreci, büyük veri, makine öğrenimi ve benzeri teknolojilerin kullanımıyla desteklenmektedir. Moda endüstrisi, hızı ve verimliliği artırmak amacıyla yapay zeka teknolojisini otomatikleştirmiştir. Yapay zeka tasarımcıların yerini almamaktadır; ancak çoğu durumda rutin ve sıkıcı görevleri üstlenmektedir. Bu teknoloji, veri kullandığı için karar verme süreçlerini güçlendirmekte ve tasarım süreçlerine katkı sağlamaktadır. Sonuç olarak, tasarımcılar genel tekrarlayan faaliyetlerden kurtulabilmekte ve fikir üretme, estetik ve yeni tasarım stratejilerine daha fazla odaklanabilmektedir. Bu tez, yapay zekanın moda tasarımındaki uygulamasına odaklanmaktadır. Çalışma, moda tasarımının antik çağlardan modern dünyaya nasıl geliştiğinin bir özetini sunarak başlamaktadır. Antik çağlarda giysinin amacının işlevsel ve sembolik olduğu, Orta Çağ'da ise giyimin sosyal sınıflara bağlı olduğu belirtilmektedir. Rönesans ve modern dönemde estetik ve kişilik ifadesine daha fazla önem verildiği görülmektedir. Bu gelişme, moda ve teknoloji arasındaki bağlantının her zaman tarihin bir parçası olduğunu ve sanayi devrimlerinin moda ve teknoloji arasındaki ilişkinin belirleyici anları olduğunu ortaya koymaktadır. Birinci ve ikinci sanayi devrimleriyle birlikte seri üretim ve makineler moda endüstrisinin kalbine yerleşmiştir. Üçüncü sanayi devrimiyle birlikte dijital sistemler ve bilgisayar destekli tasarım tanıtılmıştır. Dördüncü sanayi devriminde ise yapay zeka, büyük veri ve üç boyutlu teknolojiler moda tasarımında yeni bir çağ başlatmıştır. Tezin 2. Bölümünde, yapay zeka teknolojilerinin teorik altyapısı ele alınmaktadır. Makine zekası, Turing Testi örneği üzerinden açıklanmaktadır. Bu bölümde makine öğrenimi ve derin öğrenme analiz edilmektedir. Bunun yanı sıra, büyük veri, üretken düşman ağları (GAN'lar) ve difüzyon modelleri de ele alınmaktadır. Bu bölümde ayrıca bilgisayar görüş teknolojisi ve doğal dil işleme teknolojisi de tanıtılmaktadır. Bu teknolojilerin moda endüstrisindeki kullanımları, özellikle trend analizi ve trend tahmin süreçlerine özel önem verilerek açıklanmaktadır. Yapay zeka, tasarım sürecinin bir parçası olarak sezgisel karar verme süreçlerini veri tahminlerine göre yeniden yapılandırmaktadır. Bu bağlamda, Stylumia, WGSN, Heuritech ve benzeri dijital platformlar ele alınacaktır. Bu platformlar tüketici davranışlarını incelemekte ve sosyal medya ile görsel içerik verilerini kullanmaktadır. Toplanan bilgiler, tasarım sürecini belirlemek için kullanılan stratejik araçlara dönüştürülmektedir. Üçüncü bölüm, yapay zeka kullanan moda tasarım araçlarına ve dijital üretim sistemlerine ayrılmıştır. Bu kategoriye giren bazı araçlar arasında Adobe Sensei, MidJourney, DALL·E ve ChatGPT yer almaktadır. Bunlar, tasarım sürecinde ilham verici araçlar olarak kullanılmakta ve görselleştirme ile konsept geliştirme aşamalarında yardımcı olmaktadır. Ayrıca, bu bölümde Optitex, CLO 3D, Marvelous Designer ve Browzwear gibi yazılımlar da ele alınmaktadır. Bu programlar sayesinde, giyim kalıpları dijital formatta hazırlanabilmekte ve giysilerin üç boyutlu simülasyonu gerçekleştirilebilmektedir. Bu sayede dijital prototipleme süreci sağlanmakta ve tasarımlar üretim aşamasından önce sanal olarak test edilebilmektedir. Bu durum, olası hataların daha erken tespit edilmesini sağlayacak ve tasarım sürecine daha kontrollü ve doğru bir çalışma biçimi kazandıracaktır. Sanal deneme teknolojileri günümüzde moda sürecinde önem kazanmaktadır. Özellikle metaverse'ler tarafından desteklenen moda uygulamaları burada en öne çıkan alanlar arasında yer almaktadır. Bu uygulamalar, tüketici-ürün etkileşimini değiştirerek tasarım ve tüketici arasındaki etkileşime yeni bir boyut kazandırmaktadır. Tezin dördüncü ve beşinci bölümleri, yapay zekanın moda pazarındaki uygulamasına odaklanmaktadır. Bu bölümler, operasyonel yönetim süreci ile sürdürülebilirlik ve etik sorunlarına değinmektedir. Yapay zeka, tedarik zinciri yönetimine uygulanabilmektedir. Bu teknoloji, envanterin kontrol edilmesini ve talep tahminlerinin iyileştirilmesini sağlamaktadır. Bu süreç, aşırı üretimin azaltılmasına ve verimliliğin artmasıyla kaynakların daha optimal bir şekilde kullanılmasına katkıda bulunacaktır. Ayrıca, yapay zeka sürdürülebilir moda uygulamalarında da önemli bir rol üstlenmektedir. Çevre dostu kumaşların bulunmasına ve kumaşların etkili kullanımının tasarlanmasına yardımcı olmaktadır. Yapay zeka tabanlı sistemler kullanılarak tekstil endüstrisi ölçülebilir ve pratik yenilikçi çözümler geliştirmektedir. Bununla birlikte, bu tür teknolojilerin kullanımında bazı endişeler de bulunmaktadır. Başlıca sorunlar veri güvenliği ve fikri mülkiyet hakları olarak öne çıkmaktadır. Yaratıcılık ve etik görevler arasındaki sınırlar bu sürecin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Bu araştırma tezi, moda tasarım sürecinde insan yaratıcılığı ve yapay zeka arasındaki bağlantıyı araştırmayı ve çok boyutlu bir ortamda ikisinin karşılıklı bağımlılığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma, nitel bir araştırma projesidir. Bu bağlamda, teorik literatür taraması yapılmış ve kavramsal analizler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, vaka çalışmaları kullanılarak çeşitli moda markaları ve ilgili web siteleri analiz edilmiştir. İncelenen markalar arasında Nike, H&M, Prada, Balenciaga ve Burberry yer almaktadır. Uygulamaları yapay zeka tabanlıdır ve yapay zekanın moda endüstrisi üzerindeki etkisi somut örnekler kullanılarak açıklanmıştır. Sonuç olarak, bu tez yapay zekayı bir teknoloji olarak ele almamaktadır. Yapay zeka, moda tasarımında yaratıcılığın kapsamını artıran unsurlardan biri olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca bu teknolojinin, akıllı sistemler ve tasarımcılar arasında yeni bir etkileşim modeli yarattığı belirtilmektedir. Bu yöntem, değişime odaklı bir tasarım anlayışı sunmaktadır. Ek olarak, araştırma sadece moda tasarımının geleceğine dair entelektüel bir çerçeve sunmakla kalmamakta, aynı zamanda pratik ve uygulamaya dayalı bir bakış açısı da sağlamaktadır.
WI-FI 6, 6E VE WI-FI 7'nin performans karşilaştirmasi ve sonuçlari
(2025) Atorı, Edırı Emon; Türeli, Didem Kıvanç
Hız, verimlilik ve spektrum kullanımındaki artışlarla Wi-Fi 6, 6E ve 7, kablosuz ağlarda ardışık gelişmelerdir. Hedef Uyanma Süresi (TWT) ve Ortogonal Frekans Bölmeli Çoklu Erişim (OFDMA) kullanımıyla Wi-Fi 6 (802.11ax), verimi ve güç ekonomisini en üst düzeye çıkararak ağ performansını iyileştirir. Bu avantajlar, tıkanıklığı azaltan ve gecikmeyi iyileştiren Wi-Fi 6E tarafından 6 GHz spektrumuna genişletilir. 320 MHz kanal bant genişliği, Çoklu Bağlantı İşlemi (MLO) ve daha yüksek dereceli modülasyon (4096-QAM) gibi özelliklerle Wi-Fi 7 (802.11be), kablosuz iletişimi daha da dönüştürür ve çok gigabit hızlarını ve ultra düşük gecikmeyi mümkün kılar. Bu çalışmada çeşitli teknolojilerin performans parametreleri, kurumsal uygulamalar, oyun, yüksek yoğunluklu ağlar ve Nesnelerin İnterneti için çıkarımlarıyla birlikte karşılaştırılmaktadır
Yatan hasta servislerindeki hastaların bağımlılık düzeyleri ile kaliteli hemşirelik bakımı arasındaki ilişkinin incelenmesi
(2025) Karabacak, Fulya; Ayan, Güzin
The aim of this study is to examine the relationship between the dependency levels of patients in inpatient wards and the quality of nursing care. The study is descriptive, correlational, and cross-sectional in nature. The sample consisted of 120 nurses and a total of 506 patients under their care. The data collection tools used were the Nurse-Patient Introduction Form, the Perroca Patient Classification Instrument Turkish FormExpanded, and the Quality Nursing Care Scale. Data were collected between February 1 and March 1, 2025. Descriptive statistics were used to analyze demographic data, while Pearson correlation coefficients, Mann-Whitney U Test, and Kruskal-Wallis H Test were used to analyze relationships. Cronbach's alpha was calculated for reliability. Ethical approval and institutional permissions were obtained for the study and the use of the instruments.The results of this study revealed differences in the acuity levels of patients in inpatient wards, and showed that nurses' assessments of the quality of nursing care were related to patients' dependency levels. No relationship was found between patients' care needs and the subdimensions of quality nursing. Keywold: Patient classifcation, acuity levels, quality nursing care Date: November, 2025






