TR Dizin İndeksli Yayınlar / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14517/20

Browse

Recent Submissions

Now showing 1 - 20 of 1150
  • Article
    Türkiye Ekonomisi Üzerinde Marshall-Lerner Koşulu ve J Eğrisinin Test Edilmesi: 2013-2024
    (2025) Aydın, Atilla; Selim, Aykaç
    Amaç: Bu çalışmanın amacı; Türkiye’de dalgalı kur dönemine geçildikten sonra uygulanan para politikalarının dış ticarete etkisini Marhall-Lerner koşulu ve J eğrisi kullanarak incelemektir. Tasarım/Yöntem: Araştırmada TCMB, Dünya Bankası ve OECD’nin ikincil veri kaynaklarından yararlanılmıştır. Çalışma 2013:1- 2024:6 olmak üzere aylık verilerden oluşmaktadır. Çalışmada yöntem olarak Fourier tipi birim kök, eşbütünleşme testleri ve AARDL yöntemi kullanılmıştır. Bulgular: Analizler sonucunda; Türkiye’de ihracat ve ithalat talep esneklikleri toplamının Marshall-Lerner koşulunu sağlamadığı, yine uzun dönemde dış ticaretin eğiliminin J eğrisinin özelliklerini sağlamadığı görülmüştür. Özetle, ilgili yıllar arasında Türkiye’de Marshall-Lerner koşulu ve J eğrisinin sağlanamadığı görülmüştür. Sınırlılıklar: Türkiye’nin doğrudan İspanya ile yaptığı ihracat ve ithalatın incelenmesi, aynı zamanda 2013:1-2024:6 yılları arasındaki verilerin kullanılması çalışmanın sınırlılığını oluşturmaktadır. Özgünlük/Değer: Bu alanda yapılmış olan çalışmaların çoğunlukla sabit kur dönemini inceleyerek yapıldığı görülmektedir. Yine çalışmalarda farklı analiz yöntemlerinden yararlanıldığı görülmektedir. Bu çalışma; baz alınan zaman dilimi ve kullanılan analiz yöntemleri açısından değer oluşturmaktadır.
  • Article
    Pinealektomi Uygulanmış Erkek Sıçanlarda Spermatolojik Parametrelerin Değerlendirilmesi
    (2025) Acısu, Tutku Can; Badıllı, Nida; Çoban, Eda; Uçak, Gamze; Çoban, İlker
    Pinealektomi, pineal bezin cerrahi olarak uzaklaştırılması işlemine verilen isimdir. Pineal bez, beynin orta kısmında yer alan ve melatonin hormonunun salınımından sorumlu olan yapıdır. Melatonin, reprodüktif sistemin düzenlenmesinde rol oynayan önemli hormonlardandır. Sunulan çalışmada, pinealektominin sıçanlarda sperma kalitesi üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 36 adet erkek Spraque-Dawley cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar eşit üç gruba ayrıldı: kontrol, sham, pinealektomi. Pinealektomi grubundan cerrahi yöntemle pineal bez uzaklaştırıldı. Sham grubunda ise pinealektomi işleminin yöntemleri uygulanıp yalnızca pineal bez uzaklaştırılmadı. Çalışma sonunda dekapitasyon sonrasında hayvanların sperma örnekleri alınarak incelendi. Sabah ve gece yapılan uygulamalar arasında anlamlı bir fark gözlenmedi. Kontrol grubunda vücut ağırlığı pinealektomi ve sham gruplarından daha yüksek ölçüldü. Testis ağırlığında gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmezken; sağ epididimis ağırlığı ile sol epididimis ağırlığı gruplar arasında fark gösterdi. Sağ epididimis ağırlığı en fazla pinealektomi grubunda görüldü. Eklenti üreme bezi ağırlıkları da gruplar arasında farklılık göstermedi. Total motilite ve sperma yoğunluğu değerleri; en yüksek kontrol grubundan elde edilirken en düşük değer pinealektomi grubundan elde edildi. Anormal spermatozoon oranı ve DNA fragmantasyonu ise en fazla pinealektomi grubunda gözlendi. Çalışma neticesinde; pinealektomi uygulamasının, melatonin düzeyini azaltmasına bağlı olarak sıçan spermasında total motilite ve yoğunluğun azalmasına, DNA fragmantasyonu ve anormal spermatozoon oranının ise artmasına neden olarak sperma kalitesini olumsuz yönde etkilediği ortaya koyulmuştur.
  • Article
    Türkiye'de İntiharı Anlamak: Gelir, İşsizlik, Tüketici Kredisi, Hayat Pahalılığı ve Sağlık Harcamalarının Rolü
    (2025) Ünlüoğlu, Merve; Aydınbaş, Gökçen
    Sağlıklı ve tatmin edici bir yaşam, bireylerin toplumda etkili ve üretken bir şekilde yer alabilmeleri için gereklidir. Bu koşulların olmaması, ruh sağlığı sorunlarına yatkınlığı artırabilmektedir ve ciddi durumlarda intihar davranışına yol açabilmektedir. İntihar, sadece bireysel acıyı değil, aynı zamanda daha geniş sosyoekonomik zorlukları da yansıtan karmaşık ve acil bir sosyal sorundur. Ekonomik zorluklar, sosyal izolasyon veya karşılanmamış temel ihtiyaçlar yaşayan bireyler intihar riski altındadır ve bu da kapsamlı bir halk sağlığı müdahalesinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Etkili önleme stratejileri geliştirebilmek ve güçlü sosyal politikalar oluşturabilmek için, bu süreçleri tetikleyen temel faktörlerin anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, ARDL sınır testi yaklaşımını kullanarak, 1993-2023 dönemi için Türkiye'de intihar ile çeşitli sosyoekonomik faktörler (gelir, işsizlik, tüketici kredileri, hayat pahalılığı ve sağlık harcamaları) arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçlamaktadır. Eşbütünleşme testine göre, değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Uzun dönem katsayıları, gelir ve sağlık harcamalarındaki artışların intihar vakalarını azalttığını, tüketici kredilerindeki artışların ise intihar vakalarını artırdığını göstermektedir. Hata düzeltme teriminin katsayısı beklentilerle uyumlu olarak negatif ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Ayrıca, sonuçlar FMOLS yöntemi kullanılarak test edilmiş ve ARDL modeline benzer şekilde, gelir ile bağımlı değişken arasında negatif bir ilişki ve tüketici kredileri ile bağımlı değişken arasında pozitif bir ilişki olduğu bulunmuştur. Nedensellik ilişkisi Toda-Yamamoto testi ile incelenmiştir. Bu testten elde edilen bulgular, kişi başına GSYİH ve tüketici kredilerinin intiharın Granger nedenleri olduğunu göstermektedir.
  • Article
    Geleceğin Eğitim Ortamlarının Tasarımında İnsan Odaklı Aydınlatma: Öğretmen Deneyimleri
    (2025) Himmetoğlu, Beyza; Çobanlar, Gül Ağaoğlu; Koyuncu, Şeyma
    Modern yaşam koşullarıyla birlikte insanlar zamanlarının büyük bir kısmını iç mekanlarda geçirmektedir. Eğitim süreçleri incelendiğinde hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin özel olarak tasarlanmış iç mekanlarda eğitim faaliyetlerinde bulunduğu görülmektedir. Mevcut eğitim ortamlarının yapıları analiz edildiğinde, doğru ve yeterli aydınlatmanın öğrencilerin görerek, duyarak ve uygulayarak öğrenme süreçlerini önemli ölçüde geliştirebileceği anlaşılmaktadır. İnsan odaklı aydınlatma tasarımları hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin sağlık, uyanıklık, verimlilik, performans, odaklanma ve üretkenliklerini olumlu yönde etkileye-bilme potansiyeline sahiptir. Bu doğrultuda, eğitim ortamlarındaki aydınlatma tasarımlarını kullanıcı perspektifinden incelemek ve olası uygulama önerileri sunmak önemli görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, öğretmenlerin sınıflarındaki doğal ve yapay aydınlatmaları nasıl algıladıkları ve bu aydınlatmaların öğrenme ortamını nasıl etkilediği nasıl etkilediği hakkındaki görüşlerini incelemek ve kullanıcı deneyimine dayalı olarak nasıl geliştirilebileceğini ortaya koymaktır. Çalışmada, nitel bir araştırma yöntemi olan olgubilim deseni kullanılmıştır. Veriler, kamu ve özel sektörde çalışan öğretmenlerle gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Verilerin analizi için Nvivo yazılımı kullanılarak içerik analizi yapılmıştır. Bulgular, öğretmenlerin aydınlatma tasarımlarına ilişkin görüşlerinin, gelecekteki eğitim ortamlarının insan odaklı aydınlatma prensiplerine göre tasarlanmasının önemini vurguladığını göstermektedir. Ayrıca, eğitim ortamlarındaki aydınlatma tasarımlarının, öğrencilerin öğrenme süreçlerini destekleyen kritik bir bileşen olduğuna dikkat çekilmektedir
  • Article
    Mekân Tasarımında Göz Merkezci ve Çoklu Duyusal Yaklaşımlar: Körlük Üzerinden Bir Değerlendirme
    (2025) Şeker, Nuriye Nida Çelebi; Demirci, Cemre
    Göz merkezci tasarım yaklaşımları, görmenin algı üzerindeki üstünlüğü fikrini desteklerken, diğer duyuların mekân deneyimindeki rollerini göz ardı edebilmektedir. Ancak farklı yeterliliklere ve algı yapılarına sahip bireyler için kapsayıcı bir biçimde tasarlanması gereken mekânlar, bu anlayış dolayısıyla görsel algıyı merkeze alarak, görmeyen bireyler için erişilebilirlik ve kullanılabilirlik açısından önemli zorluklar doğurabilir. Çalışma, görsel algının egemenliğinin arttığı bir dünyada, görmeyen bireylerin mekân algısının yetersiz kaldığı varsayımı üzerine dayanmaktadır. Makalede değinilen çalışmalar, göz merkezci tasarım yaklaşımının görmeyen bireyler için mekânların anlaşılmasını zorlaştırdığı gibi, gören bireylerin de mekânı algılama yetilerini sınırladığını göstermektedir. Bu çalışma, duyusal mekân tasarımının yalnızca görmeyen bireylerin değil, tüm kullanıcıların mekân deneyimlerini derinleştirip zenginleştirebileceğini ve topluma daha kapsayıcı, bütüncül bir tasarım yaklaşımı sunma potansiyeline sahip olduğunu öne sürmektedir. Çalışma kapsamında, göz merkezci tasarım anlayışının tarihsel ve teorik temelleri incelenmiş, bu yaklaşımın sınırlılıkları ve görmeyen bireylerin mekân algısı üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler sırasında, görmeyen bireylerin mekân algısının göz merkezci tasarım anlayışı çerçevesinde nasıl şekillendiği belirli çalışmalara dayandırılarak incelenmiş ve bu bireylerin mekânsal deneyimlerinde karşılaştıkları zorluklar betimsel yöntemle ortaya konmuştur. Araştırmanın temel argümanı, görmeye dayalı tasarım anlayışının yalnızca görmeyen bireyler için değil, gören bireyler için de mekân algısını sınırladığı yönündedir. Bu bağlamda, duyusal mekân tasarımının alternatif bir yaklaşım olarak sunduğu olanaklar analiz edilmiş ve çoklu duyusal algının mekânın anlaşılmasını nasıl pozitif yönde etkilediği tartışılmıştır. Seçilen her örnek, bir duyu organına baskın olarak hitap eden mekânlardan olup, mekânların tasarımındaki duyusal öncelikleri nasıl şekillendiğini ve tasarımların kullanıcı üzerindeki etkilerini algılamayı amaçlamaktadır. Her mekân, belirli bir duyunun algıyı ön plana çıkardığı bir ortam olarak ele alınmış, böylece görme, işitme, dokunma, koklama ve tatma duyularının mekânla olan ilişkisi ve dinamiği incelenmiştir. Bu yaklaşım, göz-merkezci tasarım anlayışının ötesine geçerek, mekânların çok duyulu bir deneyim sunmasının önemini vurgulamaktadır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden betimsel model kullanılmış olup, var olan örnekler üzerinden bulguların yorumlanmış ve sonuçlar değerlendirilmiştir. Bulgular, göz merkezci tasarımın bireylerin mekânsal algısını sınırladığını ve çoklu duyusal tasarımın hem gören hem de görmeyen bireyler için mekânsal deneyimi daha bütüncül hale getirdiğini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, çalışma göz merkezci tasarım anlayışının ötesine geçerek, mekânların duyusal bileşenlerle zenginleştirilmesinin erişilebilirlik ve kapsayıcılık açısından kritik olduğunu vurgulamaktadır. Sonuç olarak, mekânsal tasarımın yalnızca görsel değil, çoklu duyusal etkileşimleri içerecek şekilde ele alınması gerektiği ve bu yaklaşımın görmeyen bireyler için erişilebilirliği artırırken, gören bireyler için de daha derin bir mekânsal deneyim sunduğu belirlenmiştir.
  • Article
    Okul Öncesi Öğretmenlerinin Fen Kavramı Öğretiminde Kullandıkları Yöntemler
    (2025) Gonen, Mubeccel; Zoroglu, Ozlem
    Bu çalışmanın amacı, okul öncesi öğretmenlerinin fene yönelik tutumları ile okul öncesi öğretmenlerinin fen kavramı öğretiminde kullandıkları yöntem ve tekniklerin incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubu, bağımsız anaokulu ve anasınıflarında görev yapan 63 okul öncesi öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Öğretmen Kişisel Bilgi Formu, Okul Öncesi Öğretmenlerinin Fen Öğretimine Yönelik Tutum Ölçeği, Okul Öncesi Sınıf Fen Bilimleri Malzeme Kontrol Listesi ve 6 adet yarı yapılandırılmış görüşme soruları kullanılmıştır. Nicel veriler SPSS 31.0 programı ile analiz edilmiş; betimsel analizlerin yanı sıra normal dağılıma uygun olmayan veriler için Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testleri gibi non-parametrik testler kullanılmıştır. Okul öncesi öğretmenlerinin fen öğretimine yönelik tutumları ile fen kavramları öğretim yöntemlerini belirlemek amacıyla betimsel analiz yapılarak ölçekten alınan puanların aritmetik ortalamaları ve standart sapmaları bulunmuştur. Görüşme soruları, tümdengelimsel içerik analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Kontrol listesi bulguları ise betimsel olarak sunulmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, öğretmenlerin fene yönelik olumlu tutumlarının olduğu, fene yönelik tutum ölçeğinin kendini geliştirme ve öz yeterlik alt boyutları incelendiğinde aralarındaki ilişkinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu iki alt boyut arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur (ρ = .441, p < .001). Okul öncesi öğretmenlerinin öğrenim durumunun, okul türünün, kıdem yılının, çalışılan yaş grubunun ve mezun olunan bölümün fene yönelik tutum puanlarında etkisiz bir rol oynadığı tespit edilmiş ve fene yönelik tutum puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p > .05). Öğretmenlerin en sık kullandıkları yöntemler arasında deney (%100), gezi-gözlem (%96,8) ve oyun (%95,2) yer alırken; kavram haritası ve problem çözme gibi yöntemlere daha az yer verildiği belirlenmiştir. Öğretmenlerin fen kavramı öğretirken büyük bir kısmının deney, oyun, düz anlatım ve gezi gözleme yer verdikleri, proje, problem çözme ve kavram haritasına ise daha az yer verdikleri veya hiç yer vermedikleri tespit edilmiştir. Araştırma sonuçlarına bağlı olarak bazı önerilerde bulunulmuştur.
  • Article
    Fen Bilimleri Dersi Öğretim Programı Kazanımlarını Bilişsel Alan Taksonomilerine Göre Değerlendiren Makalelerin İncelenmesi
    (2025) Duran, Aysemin; Sarkın, D. Bahar Şahin
    Bu çalışmanın amacı, ilköğretim düzeyindeki derslerden biri olan fen bilimleri dersi öğretim programının kazanımlarını bilişsel alan taksonomilerine göre değerlendiren makaleleri incelemektir. Durum çalışması deseninin kullanıldığı bu araştırmada, 2017-2024 yılları arasında Dergipark’ta yayımlanmış olan yirmi üç makale incelenmiştir. Araştırma verilerinin incelenmesinde araştırmacılar tarafından oluşturulan kontrol listesi kullanılmıştır. Makalelerde kullanılan bilişsel alan taksonomilerinin Bloom, Yenilenmiş Bloom, Marzano, Haladyna ve SOLO taksonomileri olduğu görülmüştür. Yirmi üç makalenin on yedisinde Yenilenmiş Bloom taksonomisi tercih edilmiştir; dolayısıyla ilgili taksonominin en çok kabul gören taksonomi olduğu söylenebilir. Dersin öğretim programının kazanımları incelenirken ortaya çıkan bir diğer bulgu, tüm makalelerde ilgili taksonominin seçilme gerekçesinin açıklanması; ancak basitten karmaşığa, kolaydan zora hazırlanma, ölçülebilir bir davranışa göre yazılma gibi yapısal özelliklere göre incelenmemesidir. Ayrıca kazanımların bilişsel alanın alt boyutlarına göre dağılımı, alt ve üst düzey düşünme becerilerine göre incelemesi yapılırken kazanımlar ve kazanımları ölçmek için hazırlanan sorular arasındaki ilişkinin incelenmemesi ortaya çıkan önemli bulgulardır. Bu doğrultuda; yeni uygulamaya konan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeline uygun öğretim programlarıyla ilgili çalışmalar yapılırken yapısal özelliklerin de incelenmesi gerekliliği bir öneri olarak ortaya konmuştur.
  • Article
    Sosyal Duygusal Öğrenme Üzerine Geliştirilen Alternatif Programlara Genel Bakış
    (2025) Kuru, Nalan; Öğrenci, Kübra Demir; Çapar, Bala; Çağalayan, İmran; Türen, Şeyma; Sağıroğlu, Hüsna Hümeyra
    Bu çalışma, erken çocukluk döneminde sosyal ve duygusal becerilerinin gelişimine yönelik oluşturulan eğitim programlarına karşılaştırmalı genel bir bakış sunmayı amaçlamaktadır. Araştırmalar ile etkililiği onaylanmış olan programlar arasından bu araştırma için seçilmiş önleyici programlar; WITS, INSIGHTS Intervention, The Incredible Years, Michigan Model for Health, I Can Problem Solve, Captain McFinn: Explore Kindness, PAX Good Behavior Game, Tuning in to Kids ve Kimochis yer almaktadır. Çalışma, bu programların amaçlarını, niteliklerini, uygulama alanlarını ve sonuçlarını ele alarak, sosyal-duygusal öğrenme alanındaki mevcut durumu daha iyi anlamaya katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Araştırma, nitel araştırma desenlerinden doküman analizi modelinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi, olasılığa dayalı olmayan amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Bulgularda 9 önleyici program ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Programlar, tartışma bölümünde, her program için hedef yaş grubu, eğitim süresi, eğitim kiti, sosyal-duygusal öğrenme beceri, programların amaçları, eğitmen eğitimleri, aile katılımları, toplum katılımı açılarından incelenmiştir. Okul öncesi dönem çocuklarının sosyal duygusal öğrenme becerilerini geliştirmek için eğitimcilerin, araştırmacıların ve ebeveynlerin sosyal duygusal öğrenme programları kullanmalarının faydalı olacağı düşünülmektedir.
  • Article
    Pediatrik Yaş Grubunda Demir ve Çinko Eksiklikleri ile Trombositoz Arasındaki İlişkinin Ortaya Konması
    (2025) Akısın, N. Yasemın Ardıcoglu; Akar, Nejat; Ozkan, Didem
    Amaç: Reaktif trombositoz, artmış megakaryosit aktivitesi veya azalmış trombosit yıkımı sonucu gelişebilir. Demir eksikliği, artmış trombosit üretimi ile sıkça ilişkilendirilirken, çinko eksikliğinin trombosit parametreleri üzerindeki etkisi belirsizdir. Bu çalışmada çocuklarda demir ve çinko eksikliklerinin trombosit indeksleri üzerindeki etkileri retrospektif olarak değerlendirildi. Gereç ve Yöntemler: 36 kız, 37 erkek olmak üzere toplam 73 pediatrik hastada ferritin ve çinko düzeyleri ile ilişkili trombosit sayısı ve ortalama trombosit hacmi (MPV) incelendi. Hastalar şu şekilde gruplandırıldı: Grup 1—normal ferritin ve çinko; Grup 2—düşük ferritin, normal çinko; Grup 3—normal ferritin, düşük çinko; Grup 4—düşük ferritin ve çinko İstatistiksel analizlerde, verilerin normal dağılımını değerlendirmek için Shapiro-Wilk ve Kolmogorov-Smirnov testlerini, ardından gruplar arası karşılaştırmalar için tek yönlü ANOVA ve çoklu karşılaştırmalar için Bonferroni düzeltmeli post-hoc pairwise t-testleri ve MPV ile trombosit sayısı ilişkisi için Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Trombosit sayısı ve MPV tüm gruplar arasında benzer bulundu ve çinko eksikliğinin doğrudan trombositoza etkisi saptanmadı. Çinko eksikliği olan hastalarda ferritin düzeyleri anlamlı olarak daha düşüktü (p < 0,05). MPV ile trombosit sayısı arasında orta düzeyde negatif korelasyon gözlendi (r = -0,548), MPV stratifikasyonu ile bu ilişki güçlendi (r = -0,841). Sonuçlar: Çinko eksikliği bu çalışmada trombosit sayısında artışla ilişkili bulunmadı. Ancak ferritin düşüklüğü ile ilişkisi ve MPV-trombosit sayısı korelasyonu, iz elementlerin hematopoez üzerinde potansiyel etkilerini göstermektedir. Klinik olarak, çocuklarda trombosit parametrelerini değerlendirirken beslenme durumu göz önünde bulundurulmalıdır ve bu etkileşimlerin netleştirilmesi için ileri araştırmalara ihtiyaç vardır.
  • Article
    Diş Hekimliğinde Polietereterketonun Bilgi Haritalaması: Bibliyometrik Analiz
    (2025) Durkan, Rukıye; Oyar, Perihan; Gokay, Gonca Deste
    Amaç: Diş hekimliği alanında polietereterketon (PEEK) araştırmalarındaki gelişmeleri değerlendirmektir. Yöntemler: Tarama, Web of Science veritabanında gerçekleştirildi ve 2023 yılına kadar PEEK ile ilgili yayınlar dahil edildi. Kullanılan arama dizisi, birincil odak terimi olan \"PEEK\" ile \"dent*\", \"oral, restorat*\", \"prosthodont*\", \"tooth, teeth, and implant*\" gibi ek anahtar sözcüklerden oluşuyordu. Başlıkları, özetleri, anahtar kelimeleri, yazarları, bağlantıları, ülkeleri ve referansları kapsayan meta veriler elde edildi. Belgeler, yazarlar, dergiler ve anahtar kelimeler de dahil olmak üzere bibliyometrik ölçümler tanımlayıcı istatistiksel analize tabi tutuldu. Bulgular: 1997-2022 yılları arasında PEEK ile ilgili 607 yayına 12.115 atıf yapıldığı tespit edildi. PEEK araştırmalarına Çin (138 makale, %22,7), Almanya (118 makale, %19,4) ve Amerika Birleşik Devletleri'nden (71 makale, %11,8) akademisyenler aktif olarak katıldı ve Almanya'daki yayınlar (3594 atıf, %29,7) en çok atıfı aldı. Dental Materials (45 makale, %7,4) ve Journal of Prosthetic Dentistry (42 makale, %6,9) katkıda bulunan başlıca dergiler oldu. 1433 anahtar kelime arasında uygulama, materyal ve üretimle ilgili anahtar kelimeler yüksek oranda normalleştirilmiş atıfa sahipti. Terim haritası, PEEK'in temel uygulamasının dental implantlar ile ilgili olduğunu ortaya çıkardı. Sonuç: Bu analiz, PEEK ve onun çeşitli uygulamalarıyla ilgili yayın ve atıf sayısına ilişkin önemli bilgiler sağlamaktadır. Çin, bu alanda en fazla makale yayınlayan en önemli katılımcı olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle İsviçre'deki Zürih Üniversitesi hem üretkenlik hem de etki açısından bu alanda önde gelen kurum olarak öne çıkmıştır.
  • Article
    Osmanlı Devleti’nden Erken Türkiye Cumhuriyeti’ne İstanbul’da Kızıl Hastalığı Üzerine Bir İnceleme (1880-1930)
    (2025) Erkmen, Osman; Erkmen, Ayşe; Tüzün, Nevim
    Kızıl hastalığı, son birkaç yüzyılda tanımı ve tedavisi açısından önemli ölçüde gelişme gösteren bulaşıcı bir hastalıktır. Epidemik salgın halini 17. yüzyıl başlarında aldığı belirlenen kızıl hastalığı, zamanla küresel nüfusta oldukça yaygın ve yüksek ölüm oranlarıyla kendini göstermiştir. İstanbul’da kızıl hastalığının yaygınlığı ile ilgili literatürde araştırmalara rastlanmamış ve bu konuyla ilgili arşiv belgeleri de araştırılmamıştır. Araştırmada kızıl hastalığının İstanbul’da Osmanlı ve Erken Türkiye Cumhuriyeti toplumunu nasıl etkilediği, kızıl hastalığı yaygınlığının ve hastalığın kontrolüne yönelik alınan tedbirlerin neler olduğu sorularına cevap bulunmaya çalışılmıştır. Kapsamlı bir literatür çalışması yapılmıştır. Sonrasında 1880-1930 yılları arasında Osmanlı ve Cumhuriyet arşivlerinde İstanbul’da kızıl hastalığı ile ilgili arşiv taraması yapılmıştır. Tarama sonucunda Osmanlı Arşivi’nden 70 adet, Cumhuriyet Arşivi’nden ise 9 adet belge tespit edilmiştir. İncelenen belgelerde kızıl hastalığının İstanbul’un birçok yerleşim yerinde ve okullarda yaygın olarak görüldüğü tespit edilmiştir. Osmanlı Devleti’nde İstanbul’da belirlenen kızıl hastalığı sayısı 350 olup, bunlardan 39 (%11,1)'u ölmüştür. Erken Türkiye Cumhuriyeti döneminde kızıl hastalığı sayısı 8 olarak belirlenmiş olup bunlardan biri hayatını kaybetmiştir. Kızıl hastalığının özellikle okul gibi çocukların bulunduğu yerlerde hızla salgına dönüştüğü ve çocuklarda ölümlerin sık görüldüğü belirlenmiştir. Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletlerinde salgın hastalıklardan korunmada okul, iş yeri, ev ve yaşamın her alanında ilk önlemin hijyen ve dezenfeksiyon işlemlerine uymak olduğu belirlenmiştir. Hastalık süresince hastanın diğer bireylerle teması kesilerek izolasyon uygulanarak hastalığın yayılması önlenmeye çalışılmıştır.
  • Article
    Hayali İş İlanları: İş Arayanlar İçin Bir Güvencesizlik Odağı
    (2025) Emre, Onur
    Hayali iş ilanları, yani işverenlerin gerçekte istihdam etmeyi planlamadıkları pozisyonlar için yayımladıkları ilanlar, modern işgücü piyasasında giderek yaygınlaşan ancak yeterince araştırılmamış bir olgu olarak dikkat çekmektedir. Bu ilanlar, işgücü talebine dair yanlış bir algı oluşturarak iş arayanlar üzerinde ciddi duygusal ve ekonomik yükler oluşturmaktadır. Profesyonel ilişki ağları sınırlı bireyleri, orantısız bir şekilde dezavantajlı duruma sokarak sosyal eşitsizlikleri derinleştirirken, aynı zamanda işgücü piyasasındaki güç dengesizliğini de yoğunlaştırmaktadır. Etik bakımından ele alındığında bu uygulamalar, işverenlerin istihdam stratejileri ile iş arayanları yanıltmak arasındaki sınırı bulanıklaştırarak şirketler için itibar riskleri de doğurmaktadır. İşe alım süreçlerinin dijitalleşmesi ve LinkedIn gibi platformların yaygınlaşmasıyla hayali iş ilanların artmakta ve etkilerini daha da kritik hale gelmektedir. Ayrıca, bu ilanlar işgücü piyasası verilerini çarpıtarak, piyasadaki tüm aktörler için karar alma süreçlerini zorlaştırmaktadır. Bu çalışma, Kaynak Bağımlılığı ve İşlem Maliyetleri teorileri perspektifinden hayali iş ilanlarının neden ve nasıl yaygınlaştığını ve sonuçlarını analiz etmektedir. Tartışmalar, iş arayanları korurken işverenlerin yetenek havuzlarını yönetme esnekliğini de sağlayacak düzenlemelerin gerekliliğini vurgulamaktadır. Hayali iş ilanlarının işgücü piyasasındaki güncel kavramlarla ve güvencesizlikle ilişkisi tartışılmakta ve bu konuya yönelik gelecek araştırmalara zemin hazırlamaktadır.
  • Article
    Trump’ın İkinci Dönemini Anlamak: Huntington’un Güvenlikleştirme Çabaları Yol Gösterebilir mi
    (2025) Pekşen, Hasan Deniz
    Huntington “Medeniyetler Çatışması mı?” çalışması ile Soğuk Savaş sonrası dünyaya dair şüpheci bir perspektif sunmuş ve bu çalışması üzerinden tartışılmıştır. Ne var ki, ele alınacak çalışmada Huntington’un Soğuk Savaş sonrası çalışmalarının ABD’nin ulusal kimliğini yeniden nasıl şekillendireceği yönündeki arayışının parçaları olarak değerlendirilmesi gerektiği ve bunun Trump ve Bush yönetimlerini etkilediği savunulacaktır. Soğuk Savaş sonrası Huntington literatürü değerlendirildiğinde, ABD’nin küreselleşme ve göç olguları karşısında ulusal kimliğini kaybetmesi kaygısının ve buna karşı ürettiği “düşmanını tanımlayarak kendini tanımla” olarak özetlenebilecek çözümünün 9/11 sonrası Amerikan siyasal hayatına hâkim olduğu savunulacaktır. Bu yaklaşım Trump’ın başarısını ve politikalarını anlamakta da kullanışlı olabilir. Bu bağlamda çalışmada Huntington’un yazıları ile G.W.Bush ve D.Trump yönetimlerinin söylem ve politika uygulamaları arası ilişki ele alınmaktadır.
  • Article
    Kiril Alfabesinin Yunan Mirası ve Slav Dillerindeki Çeşitlenmesi
    (2025) Yerköy, Samet
    Kiril alfabesi, 9. yüzyılda Aziz Kiril ve Metodi’nin misyonerlik faaliyetleri çerçevesinde geliştirilen Glagolitik yazı sistemine ve Orta Çağ (Bizans) Yunan- casına dayalı olarak, 10. yüzyılın başlarında Birinci Bulgar Krallığı’nda biçim- lenmiştir. Fenike kökenli Yunan harflerinden türeyen bu alfabe, ilk olarak Eski Kilise Slavcasında kullanılmış; ardından Doğu ve Güney Slav halkları arasında benimsenerek yerel ses yapısına göre çeşitlenmiştir. Fonetik ihtiyaçların ötesinde, dinsel ve siyasal meşruiyet arayışlarına da hizmet eden bu sistem, ortak bir yazı dili aracılığıyla kültürel bir bütünlük kurma işlevi görmüştür. Bu çalışma, Kiril al- fabesinin tarihsel kökenlerini, yapısal dönüşümünü ve Slav dillerindeki evrimini karşılaştırmalı tarihsel dilbilim yöntemiyle incelemektedir. Alfabenin 10. ve 11. yüzyıllarda Bulgaristan’dan Rusya ve Sırp prensliklerine aktarılması, Eski Rusça ve Eski Sırpça yazı geleneklerinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Ukrayna ve Bela- rus’ta ise Kiril harfleri farklı yazınsal standartların gelişimine zemin hazırlamıştır. Araştırma, Rusça, Bulgarca, Sırpça, Makedonca, Ukraynaca ve Belarusça gibi dillerdeki ses bilgisel ve grafiksel dönüşümleri ele almakta; ayrıca Kiril sistemine dayanmayan Lehçe ve Çekçe gibi Batı Slav dillerinin kapsam dışı bırakılmasının gerekçesini ortaya koymaktadır. Kiril alfabesi bu yönüyle, sabit bir yapıdan zi- yade tarihsel, fonolojik ve ideolojik etkenlerle şekillenen dinamik bir sistemdir.
  • Article
    Cross-Cultural Adaptation and Psychometric Validation of the Turkish Version of the American Orthopaedic Foot and Ankle Society Lesser Metatarsophalangeal-Interphalangeal Joint Scale
    (Galenos Publ House, 2025) Koluman, Ali Can; Ciftci, Ebru Aloglu; Ciftci, Mehmet Utku; Sahbaz, Yasemin; Ozturk, Vedat; Duramaz, Altug; Ziroglu, Nezih
    Objective: Lesser toe disorders can cause significant functional impairment and pain, requiring reliable tools for outcome assessment. The American Orthopaedic Foot and Ankle Society (AOFAS) lesser metatarsophalangeal-interphalangeal (MTP-IP) joint scale is a clinician-based instrument frequently used in foot and ankle evaluations, yet no validated Turkish version exists. The aim of this study was to translate, culturally adapt, and evaluate the psychometric properties of the Turkish version of the AOFAS lesser MTP-IP scale. Methods: The scale was translated following international cross-cultural adaptation guidelines. A total of 43 patients with various lesser-toe pathologies were assessed using the AOFAS lesser MTP-IP, foot and ankle ability measure (FAAM), visual analogue scale, and short form-12 (SF-12). Test-retest reliability was assessed by calculating intraclass correlation coefficients [ICC (2,1)] using a two-way mixed-effects model with absolute agreement; by assessing internal consistency via Cronbach's alpha; and by evaluating agreement using Bland-Altman analysis. Construct validity was tested by correlating AOFAS scores with FAAM and SF-12 subscales. Floor and ceiling effects were also analyzed. Results: The Turkish version demonstrated excellent test-retest reliability [ICC (2,1)=0.96] and acceptable internal consistency (alpha=0.76). Bland-Altman plots revealed no systematic bias. Strong correlations were observed with FAAM-activities of daily living (r=0.93) and FAAM-sports (r=0.75), whereas correlations with SF-12 physical component summary (r=0.34) and MCS (r=0.45) were weak but significant, which is consistent with the hypothesized convergent and divergent validity. A notable ceiling effect was identified in the AOFAS function and alignment domains, consistent with the high functional status and low pain levels reported by participants. Conclusion: The Turkish adaptation ofthe AOFAS lesser MTP-IP scale is a reliable and valid instrumentfor evaluating pain, function, and alignment in patients with lesser toe disorders. Its strong psychometric performance supports its use in both clinical and research settings, although the observed ceiling effect should be interpreted in the context of patient characteristics.
  • Article
    The Relationship Between Physical Performance with Dual-Task Performance in Geriatric Individuals
    (Galenos Publ House, 2025) Akis, Merve; Atici, Emine; Balkisli, Berna Cagla
    Objective: Maintaining functional independence in older adults requires an intricate balance between physical and cognitive abilities. While physical performance is known to support overall health, its relationship with dual-task performance-an essential component of daily life activities-remains a critical area of investigation. This study aimed to investigate the association between physical performance and dual-task performance and to compare the effects of different levels of physical performance on dual-task execution in geriatric individuals. Materials and Methods: A total of 79 geriatric individuals (mean age=68.68 +/- 4.42) were included in the study. Their physical performances were evaluated through the Alusti test, Timed Up and Go test (TUGT), 30-Second Sit-to-Stand test (30s STST) and 10-meter Walk test. Dual-task performance measurements were assessed using the TUGT, 30s STST and 10-meter Walk test (using motor and cognitive task) and the dual-task questionnaire. Results: There was a low correlation between the Alusti test and Dual-task scale (r=-0.222; p=0.048), while a moderate-level correlation between TUGT (r=0.339; p=0.001), 30s STST (r=-0.336; p=0.002), and the 10-meter Walk test (r=0.365; p=0.001). When individuals were divided into two groups based on Alusti test scores (good mobility and very good mobility), the mean of 30s STST motor and-cognitive tasks were statistically significantly higher in the very good mobility group compared to good mobility (p=0.026, p=0.005; respectively). Conclusion: The findings suggest that dual-task performance is closely linked to physical function in older adults, with higher physical performance associated with improved dual-task execution. Given the increasing importance of maintaining cognitive-motor abilities for aging populations, targeted physical activity interventions may help mitigate declines in dual-task performance, ultimately promoting safer mobility and greater independence in daily life. Future research should further explore the mechanisms underlying these interactions to develop effective strategies for cognitive-motor preservation in geriatric care.
  • Article
    İtirazın İptali Davasının Kısmi Dava Olarak Açılması Sorunu
    (2025) Topak, Süleyman
    İtirazın iptali davası, alacaklı tarafından borçlunun ilamsız icra takibine yaptığı itirazı bertaraf ederek takibin devamını sağlamak amacıyla başvurulan hukuki yollardan biridir. Uygulamada sıkça rastlanan bu dava türüne ilişkin olarak son dönemde Yargıtay kararları doğrultusunda kısmi dava şeklinde açıldığına dair örnekler artış göstermektedir. Yargıtay’ın benimsediği yaklaşıma göre, borçlu takip talebinde yer alan alacak miktarının tamamına itiraz etmiş olsa dahi, alacağın yalnızca bir kısmı için itirazın iptali davası açılması mümkün görülmektedir. Bu kabul, itirazın iptali davasının icra hukukuna özgü yapısı, takibe sıkı sıkıya bağlı olması ve itirazın bölünmesinin mümkün olmadığı gibi hususlar gözetildiğinde söz konusu yaklaşımın isabetliliğini sorgulanır hâle getirmektedir. Bu çalışmada, itirazın iptali davasının kısmi dava olarak açılmasının hukuken mümkün olup olmadığı; mevcut yasal düzenlemeler, öğretideki görüşler ve yargı içtihatları çerçevesinde ele alınarak, konuya ilişkin değerlendirmelerimizle birlikte incelenmektedir. Netice itibariyle, bu davanın hukuki niteliği ile İcra ve İflas Kanunu’ndaki düzenlenme amacının doğru şekilde kavranması ve kısmi dava olarak açılmasından doğan sorunların giderilmesi amaçlanmaktadır.
  • Article
    Türkçe Librettoyla Sahnelenen Opera Eserlerinde Karşılaşılan Vokal Yorumlama Problemleri Üzerine Görüşler
    (2025) Kürkçüoglu, Seta
    İlk operamız olan Özsoy Operası Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Ahmed Adnan Saygun tarafından bestelenmiş, İran Şahı Rıza Pehlevi’nin gelişi şerefine 1934 yılında sahnelenmiştir. Sahnelenmek üzere bazı operalar Türkçeye çevrilmiştir. Türk operasının öncüleri Ankara Halkevi sahnesinde, 21 Haziran 1940 tarihinde ilk temsillerini verdiler. Mozart’ın müzikli oyunu “Bastien ve Bastienne”nde soprano Rabia Erler, tenor Süleyman Alkan ve basbariton Ruhi Su rol almışlardır. 1940’lı yıllardan itibaren düzenli olarak operalar sahnelenmeye başlanmış, eserler genellikle Türkçeye çevrilmiştir. Bunun başlıca nedeni yabancı dile hâkim olmayan icracıların ezberleme problemi yaşamamalarını sağlamak, bir diğer nedeni ise halka ana dillerinde opera eseri sunarak bu sanatı sevdirmektir. Her dilin kendine göre akustik özellikleri vardır. Genel olarak dilde mevcut olan ünlülerin benzer ötümleri olduğu varsayılmaktadır. Ancak hem kısmen aynı tınlamamakta hem de diğer dillerde mevcut olmayan bazı ünlüler bulunmaktadır. Bu çalışma, Türkçe çevirisi yapılarak sahnelenmiş eserlerin hem prozodik hem de fonetik olarak icracılarda yarattığı teknik sorunların ortaya konulmasını amaçlamıştır. Bu bakımdan literatür taraması yapılmış, İstanbul Atatürk Kültür Merkezinin yeniden inşa edilme sürecinde işitsel kayıtların kaybolması ve/veya içerisinde libretto çevirileri bulunan notaların zarar görmüş olması sebebiyle çok az dataya ulaşılmıştır. Bu sebeple, orijinal dili yabancı ancak Türkçe libretto ile seslendirilen operalar araştırılmış ve bu eserlerden seslendirmiş ve/veya libretto çevirisi yapmış sanatçılara ulaşılmış ve yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Böylece sanatçıların görüşleri Türkçenin akustik özellikleri bağlamında değerlendirilmiş, vokal olarak yorumlamada yarattığı teknik sorunlar, tüm görüşlerin ışığında ortaya konulmuştur. Sonuç olarak ortak görüş İtalyancanın opera icra ermede en konforlu dil olduğu, ancak titiz vokal teknik çalışmayla da başarılı bir icranın mümkün olduğu yönündedir. The first opera, Özsoy, composed by Ahmed Adnan Saygun under the directive of Mustafa Kemal Atatürk, premiered in 1934 in honor of the Shah Reza Pahlavi of Iran. Subsequently, severel operas were translated into Turkish for performance. The Turkish opera movement formally commenced on June 21, 1940, with a production at the Ankara Community Center featuring Soprano Rabia Erler, tenor Süleyman Alkan and bass-baritone Ruhi Su in Mozart's Bastien und Bastienne. From the 1940s onward, operas were predominantly staged in Turkish to facilitate memorization for performers with limited proficiency in foreign languages and to cultivate public engagement with opera in the national language. Each language possesses distinct acoustic properties; while vowels may exhibit phonetic similarities across languages, their precise articulations vary, and specific phonemes may be absent in others. This study investigates the technical challenges encountered by singers performing operas in Turkish translation, both prosodic and phonetic. Given the scarcity of archival audio recordings and libretti from the Atatürk Cultural Center, the research employs semi-structured interviews with artists who have participated in original and translated productions. The findings highlight how Turkish's phonetic and prosodic characteristics pose specific challenges for vocal interpretation. The consensus among performers suggests that while Italian is the most acoustically favorable language for operatic performance, a high level of proficiency can be achieved in Turkish through rigorous vocal training and technique.
  • Article
    Yatağın Fotoğrafını Çekmek: Feminist Perspektiften Yatak Fotoğrafları
    (2025) Konrat, Eda Çekil
    Yatak, bireysel olanla politik olan arasındaki ilişkiyi açığa çıkaran, gündelik bir ideoloji taşıyıcısıdır. Bu özelliğiyle 1960 sonrası çağdaş sanatında eleştirel yaklaşımlarda sıklıkla kendine yer bulmaktadır. Bu çalışma, yatak nesnesini bir toplumsal cinsiyet eleştirisi olarak kullanan çağdaş sanatçıların eserlerini bir araya getirmekte, bu çerçevede Felix Gonzalez-Torres ve Neriman Polat’ın üretim pratiklerini ve boş yatak fotoğraflarını feminist bir perspektifle analiz etmektedir. Burada iki sanatçının işlerinin biçimsel ve kavramsal düzeyde nasıl benzerlikler ve farklılıklar taşıdığı tartışılmaktadır. Gonzalez-Torres’in yatak imgeleri, evrensel bir kayıp ve yas duygusunu işlerken; Polat’ın yatakları ev içi ilişkilerin ve baskının eleştirisini yapmaktadır. Her iki çalışmada da yatakların boş olarak fotoğraflanması, biçimsel bir ortaklık yaratır ancak yatak nesnesinin temsil ettiği anlamlar, sanatçıların kişisel deneyimleri ve eserlerinin üretildiği toplumsal bağlamlar aracılığıyla çeşitlenmektedir. Yatak, bu bağlamda çağdaş sanatçılara bireysel ve toplumsalın kesiştiği, cinsiyet normlarının sorgulandığı bir alan sunmaktadır.
  • Article
    Anadolu Coğrafyası ve Türklerin İlk Göçleri: Kapsamlı Bir Çalışma
    (2025) Çora, Ali Nazmi
    Malazgirt Savaşı'ndan sonra 11. yüzyılda Türk boylarının Anadolu'ya ilk göçleri, Anadolu coğrafyası ve sakinleri üzerinde önemli sosyo-ekonomik sonuçlar doğurmuştur. Bugünkü Türk yerleşiminin temeli olan Anadolu'nun geniş ve zengin kaynaklara sahip toprakları, Anadolu'ya yerleşmelerinin ardından Türkler için önemli bir cazibe merkezi haline gelmiş, bu da daha sonra Selçuklu ve Osmanlı fetihlerine yol açmıştır. Türk boylarının bu göç hareketi Türk tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. İnsanlığın tarih boyunca bıraktığı ayak izleri; topraklar, yerleşim yerleri, şehirler, nehirler, dağlar, göller, bu topraklarda yaratılan dinler, ideolojiler ve buralarda gelişen kültürlerdir. “Büyük Avrasya Göçleri” ile başlayan ve ‘Büyük İmparatorluklar Dönemi ’ne kadar uzanan yoğun evrimsel süreç, özellikle Anadolu bölgesinin birçok coğrafi özelliğini şekillendirmiştir. Her kültür ve uygarlık, uygarlık olarak gelişmesi için uygun coğrafi alanlar bulduğu için Anadolu, Asya, Orta Doğu ve Avrupa halkları için her zaman cazip bir toprak olmuştur. Bu bakımdan Anadolu'nun batısından başlayıp doğusuna doğru uzanan her etnik, kültürel ve ideolojik yerleşim büyük önem taşımaktadır. Türk tarihinin temel bir unsuru olarak Türk boylarının bu topraklara yaklaşması ve Orta Asya göçebe halklarının Anadolu'ya yerleşmesi ikincil önemdedir. Yaygın olarak Türkiye olarak bilinen Anadolu, coğrafi olarak Asya'nın kuzeybatıda Karadeniz'in güneyinden güneyde Akdeniz'e, batıda Ege Denizi'ne, doğuda Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı'na kadar uzanan bölümüdür. Kültürel olarak Türklerin tarihi anavatanıdır. Ancak Türkler bu topraklara ilk olarak Bizans döneminde göç etmiş ve MS 1071 yılında Bizans İmparatorluğu ile Büyük Selçuklu İmparatorluğu arasında yapılan Malazgirt Savaşı'ndan sonra buraya yerleşmişlerdir. Türk boylarının Anadolu'ya göçü Türk tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Türk boylarının Anadolu'ya gelişinden sonra Anadolu coğrafyası ve üzerinde yaşayan halklar büyük sosyo-ekonomik dönüşümler geçirmiştir. Anadolu'daki Türk yerleşiminin temel dayanağı olan geniş ve verimli Anadolu coğrafyası, büyük ve zengin tarım arazilerine sahiptir. Türklerin Anadolu'ya yerleşmesinden sonra, gerileyen Bizans İmparatorluğu'nun batı kesiminde yer alan ve Bizans İmparatorluğu'nun önemli bir parçası olan Rumeli bölgesindeki değer artışları Türklerin dikkatini çekmeye başlamış, Anadolu'nun ova ve kıyılarını yeniden istila etmişlerdir.