Doktora Tezleri / Phd Degree Theses

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14517/23

Browse

Recent Submissions

Now showing 1 - 20 of 348
  • Doctoral Thesis
    Cezayir Timimoune Şehri Sürdürülebilir Gelişimi için Bir Model Önerisi
    (2024) Said, Siham; Eryıldız, Demet Irklı
    Onlarca yıldır yapılan araştırmalar, sürdürülebilir mimarinin doğayla bağlantı kurarak ekonomik, çevresel ve sosyal faydalar sağladığını gösteriyor; ancak sürdürülebilir tasarım uygulamalarının çoğu Batı kültürü ve ortamına dayanmaktadır. Kuzey Afrika'da, özellikle de Güney Cezayir'de sürdürülebilir tasarımın uygulanmasına yönelik çalışmalar eksiktir. Çalışmanın amacı, Timimoune şehrinde yenilikçi sürdürülebilir mimari modellerin uygulanmasıyla çöl ortamına ve yerel kültüre uygun yeni mimari formlar sağlanabileceği hipoteziyle, Güney Cezayir kültürü ve ortamında dikkate alınabilecek yenilikçi sürdürülebilir mimari yönergeleri ve tasarım sonuçlarını önermektir. Bu araştırmada önerilen rehberde, bölgenin tarihi, kültürü, ekolojisi ve iklimi de dahil olmak üzere yer bağlamını dikkate alınmıştır. Güney Cezayir'deki tarihi ve turistik bir şehir olan Timimoune, yaşadığı çeşitli çevresel, ekonomik, kentsel, iklimsel ve sosyal sorunlar nedeniyle alan çalışması olarak seçilmiştir. Bu çalışma, kavramlar geliştirerek, bunları araştırılabilecek önemli konulara ve yönlere dönüştürmek için belirli özellikleri ve ilişkileri tanımlar. Tezin özünde, araştırma Timimoune şehrinin çöl doğasını açıklamaya odaklanacak ve ardından örnek alan çalışmasının çevresel, kültürel, sosyal ve ekonomik verilerini analiz etmeye odaklanacak, araştırmanın ikinci kısmında sürdürülebilir mimari teoriler geliştirilerek ve benzer örneklerin eleştirel analizi yapılacaktır. Bu çalışmanın ana bulgusu, Güney Cezayir kültürü ve ortamında sürdürülebilir mimarinin yenilikçi ilkelerini keşfetmektir.
  • Doctoral Thesis
    Dijitalleşmenin Üniversite Yabancı Dil Hazırlık Okullarındaki Yönetim Uygulamaları ile Öğretim Elemanlarının İş Yaşamına Etkisinin İncelenmesi
    (2025) Pakyüz, Pelin; Gümüşeli, Ali İlker
    Bu araştırmanın amacı, dijitalleşmenin üniversitelerin yabancı dil hazırlık okullarındaki yönetim uygulamaları ve öğretim elemanlarının iş yaşamı üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada, hazırlık okullarında yönetim uygulamalarında kullanılmakta olan dijital araçların neler olduğu ve bu dijital araçların ve dijitalleşmenin yönetim işlevleri ve süreçleri üzerindeki etkileri ile öğretim elemanlarının iş yaşamına etkisi ortaya konmuştur. Araştırma, olgubilim (fenomenoloji) desenindedir. Araştırmanın çalışma grubu, amaçlı örneklem yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi yöntemi ile belirlenmiştir. 2023-2024 Eğitim-Öğretim yılında İstanbul ilindeki Devlet ve Vakıf Üniversitelerinin yabancı dil hazırlık okullarında görevli öğretim elemanlarının görüşlerine başvurulmuştur. Altı devlet üniversitesi ve altı vakıf üniversitesi seçilerek her üniversiteden üç öğretim elemanı ile görüşülmüş ve toplamda otuz altı öğretim elemanı araştırmanın çalışma grubunu oluşturmuştur. Maksimum çeşitlilik örneklemesine uygun olarak devlet ve vakıf olmak üzere iki farklı tür üniversiteden, farklı yaşlarda ve farklı mesleki deneyime sahip öğretim elemanlarından, yönetim kademesinde çalışan, farklı ofislerde görev yapan ve sadece derse girmekle yükümlü olan öğretim elemanları olarak farklı pozisyonlarda görev yapmakta olan öğretim elemanları ile görüşülmüştür. Yarı yapılandırılmış sorulardan oluşan görüşme formları ile elde edilen veriler içerik analizi tekniğine göre çözümlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, yabancı dil hazırlık okullarında yönetim uygulamalarında en çok kullanılan dijital araç E-Postadır. E-Postadan sonra yönetim işlevleri için en çok kullanılmakta olan dijital araç Web Sitesi, yönetim süreçleri için ise Anlık Mesajlaşma Uygulamalarıdır. Yönetim işlevlerinde en az kullanılan dijital araçlar öğretim elemanları tarafından 1'er kez tekrarlanan Kısa Mesaj Uygulaması, E-Sınıf Uygulaması, Akıllı Kampüs, Akıllı Bina, Mobil Uygulama, Çevrimiçi İş Talep Formu ve İntihal Tespit Programları olmaktadır. Yönetim süreçlerinde en az kullanılan dijital araçlar ise 1'er kez tekrarlanan QR Kod, KYS, Çevrimiçi Doküman Oluşturma Uygulaması, Masraf Yönetim-Bütçe Sistemi, Dijital Toplantı Tutanağı, Dijital El Kitapları ve CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) olmaktadır. Dijital araçların ve dijitalleşmenin yönetim uygulamaları üzerindeki etkisi hakkında en sık kullanılan ortak temalar yönetim işlevlerini ve süreçlerini kolaylaştırma, hızlandırma, kayıt altına alabilme ve kanıtlayabilme olarak ortaya çıkmıştır. Takip edebilme, mekândan bağımsız erişim sağlama, şeffaflık, resmiyet ve mahremiyet kazandırma ortaya çıkan diğer sık kullanılan temalardır. Yönetim işlevleri ve süreçleri ile ilgili dijitalleşme kaynaklı yaşanabilen zorluklar ise başka bir ortak tema olarak bulunmuştur. Dijital araçların ve dijitalleşmenin mesai içi ve dışı iş yaşamı üzerindeki olumlu etkilerine dair ortak temalar iş yaşamını hızlandırma ve kolaylaştırma olarak bulunmuştur. Diğer ulaşılan temalar ise kanıtlanabilir olma, mahremiyet kazandırma, motive etme ve uzaktan çalışabilmedir. Dijital araçların ve dijitalleşmenin mesai içi ve dışı iş yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerine dair ulaşılan temalar ise iş yükünü artırma, psikolojik durum üzerindeki etkiler, özel yaşam üzerindeki etkiler ve mesai saatinin ortadan kalkması olmuştur.
  • Doctoral Thesis
    Kentsel Bellek Bağlamında Kültür Rotalarının Oluşturulması: İstanbul Beyoğlu Örneği
    (2025) Kocaer, Rabia; Eryıldız, Demet Irklı
    Bu çalışma, 1860–1960 yılları arasında Beyoğlu'nda şekillenen mimari yapıların, edebiyat, opera, tiyatro ve sinema ile kurduğu çok katmanlı ilişkileri kültürel rota temelli bir yaklaşımla incelemektedir. Sefaret sarayları, sinema ve tiyatro salonları, pasajlar, oteller ve müzeler; yalnızca mimari üsluplarıyla değil, aynı zamanda edebî ve görsel anlatılardaki temsilleriyle değerlendirilmiştir. Sanat ve tasarım alanlarının ortak kavramsal zemininde şekillenen bu yaklaşım, tasarım, mekân, kimlik, bellek ve aidiyet gibi kavramlar üzerinden kültürel belleğin mekânsal boyutlarını ele almaktadır. Araştırmada, ICOMOS'un 2008 tarihli Kültürel Rota Kartası'nda belirtilen ölçütler esas alınmış; haritalar ve yapı fişleriyle desteklenen analizler doğrultusunda üç kültürel rota önerisi geliştirilmiştir: Edebiyat Rotası, Opera/Tiyatro/Sinema Rotası ve Pasajlar Rotası. Bu rotalar, kültürel ifadenin fiziksel mekânla kurduğu temsili ilişki temelinde kurgulanmıştır. Sayısal arayüzde ArtGIS altyapısıyla geliştirilen kültürel rota haritası, kullanıcıların seçilen dönem ve yapı türlerine göre mekânlar arası etkileşimli deneyim yaşamasını sağlamaktadır. Sonuç olarak çalışma, geçmişten günümüze uzanan çok katmanlı kentsel hafızayı görünür kılmakta ve kültürel sürekliliğin dijital ortamda yeniden yorumlanmasına katkı sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Beyoğlu Mimarisi, Edebiyat, Kentsel Bellek, Kültür Rotaları, Opera-Tiyatro, Sinema.
  • Doctoral Thesis
    Irak Bankacılık Sektöründe Elektronik Ticarette Müşteri Memnuniyetinin Anlaşılması: Hizmet Kalitesi ve Kullanıcı Deneyimi Arasındaki Bağlantı Noktası
    (2024) Mohammed, Rizeen; Çakar, Tarık
    Irak'ın bankacılık sektörü son yıllarda bankaların çevrimiçi bankacılık, mobil bankacılık uygulamaları ve dijital ödeme çözümleri gibi çok çeşitli e-ticaret hizmetleri sunmasıyla önemli bir dijitalleşmeye tanık oldu. Çalışma, Kuzey Irak bankacılık sektörü bağlamında e-ticarette hizmet kalitesi ve kullanıcı deneyiminin müşteri memnuniyeti üzerindeki rolünü incelemektedir. En iyi performans gösteren 3 bankanın 305 müşterisinden toplanan anket verilerini kullanarak, kullanıcı deneyiminin ticarette hizmet kalitesi ile müşteri memnuniyeti arasındaki ilişki üzerindeki aracı etkisini belirlemek için Yapısal Eşitlik Modellemesi yaklaşımı kullanıldı. Sonuçlar, hizmet kalitesinin banka müşterilerinin kullanıcı deneyimi ve banka müşteri memnuniyeti üzerinde anlamlı derecede olumlu etkileri olduğunu gösterdi. Bulgulara göre kullanıcı deneyiminin banka müşteri memnuniyeti üzerinde anlamlı ve olumlu bir etkisi vardır. Çalışmanın, kullanıcı deneyiminin, hizmet kalitesinin banka müşteri memnuniyeti üzerindeki etkisine önemli ölçüde aracılık etmediği yönündeki yeni bulguları, mevcut varsayımlara meydan okuyor ve incelikli bir yaklaşıma olan ihtiyacın altını çiziyor. Bankalar, genel müşteri memnuniyeti stratejilerinde kullanıcı deneyiminin rolünü ve etkisini dikkatli bir şekilde değerlendirirken, temel hizmet kalitesi niteliklerini iyileştirmeye öncelik vermelidir. Belirlenen bulgular göz önüne alındığında, bankalar bu tür bilgileri dinamik e-ticaret pazarında rekabet güçlerini artırmak ve hizmet kalitesi ve kullanıcı deneyimi iyileştirme alanlarını belirleyerek müşteri beklentilerini daha iyi karşılamak için kullanabilirler.
  • Doctoral Thesis
    Hemşirelik ve Yapay Zekâ: Bir Ölçek Geliştirme Çalışması
    (2025) Ögür, Züleyha; Bulun, Mehtap Ataseven
    Yapay zekâ teknolojileri sağlık hizmetleri alanında geniş bir yelpazede uygulama potansiyeline sahiptir. Bu bağlamda yürütülen bu çalışmanın temel amacı, hemşirelerin yapay zekaya yönelik bilgi, tutum ve davranışlarını ölçmeye yönelik geçerli ve güvenilir ölçme aracı geliştirmeyi, ölçeğin toplam ve alt boyut puanlarının sosyodemografik değişkenler ile karşılaştırarak incelemeyi amaçlamaktır. Çalışmanın ilk evresinde, geliştirilmesi hedeflenen ölçeğin bağlamıyla uyumlu olacak şekilde, ilgili literatürdeki kuramsal çerçeveler ve araştırmalar detaylı bir şekilde incelenerek madde havuzu oluşturulmuştur. Geliştirilen madde havuzu, farklı uzmanlık alanlarından toplam 12 uzmanın görüşüne Lawshe yöntemi aracılığıyla sunulmuş ve neticesinde kapsam geçerlik indeksi 0,97 olarak hesaplanmıştır. Bu süreç sonucunda, beşli Likert tipi cevap formatına sahip 51 maddeden oluşan bir taslak ölçme aracı elde edilmiştir. Literatür doğrultusunda ölçek ve alt boyutlarına etki edeceği düşünülen 16 sosyodemografik soru ve hemşirelerin yapay zekayı kullanmak istedikleri alanları belirlemek için açık uçlu bir soru soru ile veri toplama formu hazırlanmıştır. Türkiye'nin 72 ilindeki kamu ve özel sağlık kuruluşlarında görev yapan hemşirelere 'Google Form' platformu üzerinden hazırlanan form hemşirelik dernekleri ve üyeleri aracılığıyla ulaştırılmıştır. Gönüllülük esasına dayalı olarak gerçekleştirilen bu çalışmaya 665 hemşire katılım sağlamıştır. Veriler AMOS, SPSS 23 ve MAXQDA programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcıların %79,7 (n:530) kadın, %51,3 (n:341) evli, %17,7 (n:118) ön lisans, %48,6 (n:323) lisans, %26,5 (n:176) yüksek lisans, %7,2 (n:48) doktora mezunu olduğu saptanmıştır. Katılımcıların yalnızca %6,5(n:43) hemşirelik eğitimi sırasında, %5,3 (n:35) ise çalıştıkları kurumda yapay zekâ teknolojisine ilişkin eğitim aldığı saptanmıştır. Ölçeğin faktör analizi için uygunluğunu ve örneklem büyüklüğünü değerlendirmek için yapılan analizlerde, KMO değeri 0,96 ve Bartlett Küresellik Testi sonucu 34200,10 (p<0,001) olarak bulunmuştur. Yapılan AFA değerlendirmesinde faktör yüklerinin 0,493 ile 0,894 aralığında değiştiği ve özdeğeri 1'den büyük dört faktör açığa çıktığı belirlenmiştir. Bu dört faktörlü yapı, toplam varyansın %67,71'ini açıklamaktadır. Madde uyum indeksleri analiz sonuçları χ2/sd=2,867, RMSEA=,053, SRMR=,051, CFI=,934, IFI=,935, TLI=,930, NFI=,903, GFI=,827 olarak saptanmıştır. Ölçeğin güvenirliğine ilişkin elde edilen Cronbach's alfa 0,960 McDonald's Omega değerleri ise 0,970 olarak saptanmıştır. Ölçek maddelerinin toplam puanının ayırt edici düzeyini belirlemek amacıyla %27'lik alt ve üst grup karşılaştırmaları yapılmıştır. Analiz sonucunda, %27'lik alt ve üst gruplar arasında tüm maddelerde anlamlı farklılıklar saptanmıştır (p <0,001). Elde edilen bulgular neticesinde ölçeğin geçerliliğinin, güvenilirliğinin ve iç tutarlılığının yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışma bulguları, ölçek ve alt boyut puanlarının katılımcıların yaşı, eğitim düzeyi, medeni durumu, çalıştıkları kurum türü, çalıştıkları birim türü, unvanları, yapay zekâ teknolojisi ve genel teknolojik yeterlilik algıları, yapay zekâ konusunda eğitim alma durumları ve eğitim alma istekleri ile alt boyutlar veya toplam puan düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gösterdiğini ve bazı sosyodemografik değişkenler ile pozitif yönde farklı derecelerde korelasyonlar ortaya koymuştur (p < 0,05). Çalışmanın nitel analizleri sonucunda, hemşirelerin dokuz farklı alanda yapay zekâ uygulamalarına yönelik kullanım isteği belirlenmiştir. Çalışma bulguları ışığında, sağlık yönetimi politikaları ve yönetimi açısından; yapay zekâ alanında eğitim olanaklarının artırılması, lisans ve lisansüstü eğitim müfredatlarına yapay zekâ içeriklerinin entegre edilmesi, hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi, multidisipliner ekiplerle araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi, hemşirelerin yapay zekâ yeterliliklerini artırmaya yönelik stratejilerin geliştirilerek uygulamaya konulması önerilmektedir.
  • Doctoral Thesis
    Türkiye'de Geçici Koruma Kapsamındakilere Yönelik Sağlık Organizasyonunun ve Göçmen Sağlığı Merkezlerinin Değerlendirilmesi
    (2025) Bilal, Alper; Kıyak, Mithat
    Türkiye'de göçmen nüfusun çoğunluğunu Geçici Koruma altına alınan Suriyeliler (GKAS) oluşturmaktadır. 2013 sonrası nüfusa kayda değer sayıda GKAS eklenmesi ile sağlık örgütlenmesinde ve hizmet sunumunda çeşitli düzenlemeler yapılması gereklilik haline gelmiştir. Göçmen sağlığı merkezleri (GSM), dil bariyerini aşmak, aile sağlığı merkezleri ve hastaneler gibi diğer sağlık birimlerindeki iş yükünü azaltmak amacıyla aktive edilmiştir. Türkiye'de GSM'lerde Suriyeli sağlık personeli de istihdam edilmiştir. Sağlık çalışanlarının bilgi, yaklaşım ve davranışları sağlık hizmet sunumunda önem arz eder. Türkiye'de göçmenlerin sağlık hizmetleri ile ilgili davranışları ve sağlık hizmeti alma konusunda tereddütleri ile ilgili çalışmalar bulunmakla beraber sağlık organizasyonunu inceleyen ve sağlık hizmet sunucularının görüşlerini de değerlendiren yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. GKAS'nin ne tür sağlık sorunları olduğu, mevcut sağlık hizmetlerinden nasıl yararlandığı, sağlık sorunlarına sistem içinde çözüm bulma durumları ve yollarının ne olduğu gibi sorular ve ülkenin sağlık organizasyonunda ne gibi ihtiyaçlar olduğu hizmetlerin değerlendirilmesi için yanıtlanması gereken sorulardır. Bu araştırmanın amacı göçmenlerin sağlık hizmetine erişim ve kullanım süreçlerini, bazı temel sağlık göstergeleri açısından sağlık durumlarını hem resmi kayıtlardan hem kendilerinden alınacak bilgiler ile değerlendirmek, mevcut sağlık organizasyonunu ve göçmen sağlığı merkezlerini yönetim bilim açısından irdelemektir. GKAS'nin en çok ikamet ettiği il olan İstanbul, diğer illere kıyasla daha yüksek sayıda göçmen sağlığı merkezi ve Suriyeli sağlık çalışanı olması nedeniyle temsil gücü yüksek bir ildir. Nicel kısımda İstanbul'da kayıtlı geçici korunanlara dair İl Sağlık Müdürlüğü ve İl Göç İdaresine ait veriler değerlendirilmiştir. 2015-2023 yılları İstanbul'da kayıtlı GKAS'nin demografik bilgileri, sağlık verilerinde 2015-2021 yıllarına ait kamu sağlık tesislerinde sunulan bazı hizmetler ve tüm göçmen sağlığı merkezleri/yabancı uyruklular polikliniklerine ait veriler kullanılmıştır. Araştırmanın nitel bölümü İstanbul'da İl/İlçe Sağlık Müdürlükleri ile Güçlendirilmiş Göçmen Sağlığı Merkezleri ve Göçmen Sağlığı Merkezlerinde gerçekleştirilmiştir. İstanbul'da GKAS'ye yönelik sunulan sağlık hizmetlerine dair yönetici, sağlık hizmeti sunan ve sağlık hizmetinden yararlananlar ile derinlemesine bireysel ve odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Göçmenlerin sağlık hizmetine erişim ve kullanım süreçleri ile Göçmen Sağlığı merkezlerinin erişilebilirliği, hizmet kapasitesi, kabul edilebilir yöntemler kullanılıp kullanılmadığı değerlendirilmiştir. Araştırmada İstanbul'da kayıtlı GKAS sayısına göre fiziksel özellikleri aile sağlığı merkezleri standardına göre planlanan göçmen sağlığı merkezlerinin aktivasyon sürecinin 2018 yılında tamamlandığı saptanmıştır. • GSM'lerde istihdam edilen Suriyeli sağlık personel sayısı 500'ü aşmıştır. Aktif birimlerin artması ile GSM'lerin GSM'lere başvuru sayıları artmıştır. • İstanbul'da GKAS'nin kaba doğum hızı Türkiye ortalamasından yüksektir. • GSM'lerde bağışıklamanın 2015 sonrası artarak devam ettiği 2020 sonrası plato çizmeye başladığı saptanmıştır. • Bebek izlemlerinin 2015 sonrası arttığı Pandemi sonrası düşüş olduğu saptanmıştır. GSM' de bir bebek yılda kabaca 4-5 kez izlenmektedir. • Psikososyal destek hizmetlerinin 2019 yılından itibaren arttığı görülmektedir. • Geçici Korunanlara Yönelik Sunulan Sağlık Hizmetlerinin; GSM ve GSM'de sunulan üreme sağlığı, bağışıklama, anne çocuk sağlığı ve psikososyal destek hizmetleri ile, • Geçici Korunanların sağlık hizmetlerinden yararlanmasının; Kapsayıcılık, üreme sağlığı, farkındalık, ödenebilirlik, sağlık okur yazarlığı ve erişilebilirlik ile, • Göçmenlere dair sağlık hizmeti organizasyonun; Göçmenlere yönelik sunulan sağlık hizmetleri, göçmenlere yönelik sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, dil bariyeri, göçmen sağlığı merkezleri, psikososyal destek ile ilişkili olduğu saptanmıştır. • GKAS'nin GSM'lerde dil bariyeri açısından rahat ettikleri, çalışanlara olan güvenin yüksek olduğu saptanmıştır. • GKAS'nin sağlık dışı ihtiyaçlarının; Statü, sosyal destek, maddi destek ve eğitim olduğu saptanmıştır. Türkiye'de kayıt altına alınamamış göçmenlerin kayıt işlemlerinin tamamlanması gerekir. Sağlık hizmeti alanlar açısından dil bariyeri devam etmektedir. GKAS uzun süre ülkede kalacaksa en azından sağlık sorunlarını anlatacak kadar Türkçe öğrenmeleri için çaba gösterilmeli ve uyum konusunda çalışmalar yapılmalıdır. GKAS'de okur yazarlık oranının düşük olduğu belirtilmiştir. Sağlık hizmeti alanlar açısından farkındalık, sağlık okur yazarlığı, üreme sağlığına yönelik eğitimlere ihtiyaç vardır. Özellikle erkeklerde üreme sağlığına dair farkındalığın artırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Sağlık hizmetine erişim, kanser tarama, anne-çocuk, kronik hastalık izlemi gibi konularda ilerleme kaydetmek için GSM'lerin GKAS'ye ulaşılabilmesine yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Mevcut muayene bilgi yönetim sistemi (MBYS) GSM'de kayıt, takip, entegrasyon açısından tüm ihtiyaçları karşılamamaktadır bu sebeple uygun yazılım düzenlemeleri yapılmalı ve entegrasyon sağlanmalıdır. Gelecekte olası göç dalgalarında müdahale kapasitesinin artırılması için GSM'lerin kamu binalarında planlanmasına yönelik yeni çalışmalar ve sağlık politikası açısından mevcut gerçeklere göre diğer alanlardaki politika yapıcılar tarafından desteklenen Göç Sağlığı Eylem Planı oluşturulmalıdır.
  • Doctoral Thesis
    Okul Müdürlerinin Teknoloji Liderlik Becerilerinin Yetkinliğe Dayalı İş Performanslarına Etkisi
    (2025) Ögücü, Tugba; Göğüş, Aytaç
    Bu araştırmanın amacı, ilkokul müdürleri ve öğretmenlerinin algılarına göre okul müdürlerinin okul teknoloji liderliği becerilerinin, yetkinliğe dayalı iş performanslarına etkisini incelemektir. Araştırmada nicel araştırma yönteminin ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırma süreci iki temel aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada Okul Teknoloji Liderliği Ölçeğinin öğretmen versiyonunun Türkçe'ye uyarlanması ve beraberinde kullanılan üç ölçeğin güvenirlik ve geçerlik çalışmaları; ikinci aşamada ise araştırmanın veri toplama araçlarının uygulanması ve analizi yürütülmüştür. Araştırmanın veri toplama araçları; okul müdürlerine ve öğretmenlere ait demografik bilgileri, Türkçe'ye uyarlanan 'Okul Teknoloji Liderliği Ölçeğinin' ve 'Okul Müdürleri Yetkinliğe Dayalı İş Performans Algısı Ölçeğinin' öğretmen ve müdür versiyonlarını kapsamaktadır. Araştırmanın ilk aşamasında, 'Okul Teknoloji Liderliği Ölçeğinin' Türkçe'ye uyarlama ve modifikasyonu kapsamında 280 ilkokul öğretmeninden ve 106 okul müdüründen toplanan veriler analiz edilmiştir. Türkçe'ye uyarlama ve modifikasyon sürecinde iki faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Bu faktörler ilgili literatür doğrultusunda 'Uygulamaları Yönetme' ve 'Yönlendirme ve Destekleme' olarak adlandırılmıştır. Uyarlanan 'Okul Teknoloji Liderliği Ölçeğinin' bu araştırmanın çalışma grubu için geçerli ve güvenilir olduğu bulgulanmıştır. 'Okul Müdürleri Yetkinliğe Dayalı İş Performans Algısı Ölçeğinin' öğretmen ve müdür versiyonunun ve Türkçe'ye uyarlanan 'Okul Teknoloji Liderliği Ölçeğinin müdür versiyonun çalışma grubuna uygunluğunu kontrol etmek için 100 öğretmene ve 106 okul müdürüne ölçme araçları uygulanmış ve yapısal güvenirlik analizi yapılmıştır. Altı faktör yapılı 'Okul Müdürleri Yetkinliğe Dayalı İş Performans Algısı Ölçeğinin' müdür ve öğretmen versiyonu ile Türkçe'ye uyarlanan 'Okul Teknoloji Liderliği Ölçeğinin müdür versiyonun iki faktörlü yapısı bu araştırmanın çalışma grupları için geçerli ve güvenilir olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın ikinci aşaması olan ana uygulamada İstanbul'un resmi ilkokullarında görev yapan 312 müdür ve 425 öğretmenin uç değer özelliği taşımayan verileri analiz edilmiştir. Veri analizi sürecinde, veri toplama aracı olan dört ölçekte algı düzeylerini gösteren ölçek puanlarını yorumlamak için hesaplamalar yapılmış kesme puanları belirlenmiştir. Bu doğrultuda kesme puanları ve ortalamalara göre düşük düzey algı, orta düzey algı ve yüksek düzey algı olarak üç grup belirlenmiştir. Analiz sonuçları belirlenen düzeyler çerçevesinde yorumlanmıştır. Verilerin normallik varsayımı sağlandığından verilerin analizinde parametrik testler kullanılmıştır. Bu doğrultuda okul müdürü ve öğretmen algı düzeylerini belirlemede tanımlayıcı istatistikler, algılar arasındaki anlamlı ilişkileri göstermede Pearson korelasyon analizi, algılar arasındaki anlamlı farklılıklarda bağımsız örneklem t testi ve Cohen d istatistikleri, okul teknoloji liderliğinin yetkinliğe dayalı iş performansı üzerine etkisini ortaya koymada yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Araştırmanın tanımlayıcı istatistik analizleri sonucunda okul müdürlerinin kendi ve öğretmen algılarına göre okul müdürlerinin okul teknoloji liderliği becerileri orta düzeyde tespit edilmiştir. Okul müdürlerinin kendi ve öğretmenlerin algısı 'Uygulamaları Yönetme' alt boyutunda orta düzeydeyken 'Yönlendirme ve Destekleme' alt boyutunda yüksek düzeydedir. Okul müdürlerinin kendi algılarına göre yetkinliğe dayalı iş performansları ölçek tamamında ve 'Pedagojik Yönetim: Öğrenme ve Öğretme Süreçlerinde Değerlendirme ve Liderlik' ile 'Okul İçinde Uyum Yaratma ve Mesleki Gelişim' alt boyutlarında orta düzeydedir. Öğretmen algılarına göre ise okul müdürlerinin yetkinliğe dayalı iş performansları ölçek tamamında ve tüm alt boyutlarda yüksek düzeyde belirlenmiştir. Okul müdürlerinin kendi ve öğretmenlerin algılarına göre okul müdürlerinin okul teknoloji liderliği becerileri ile yetkinliğe dayalı iş performansları karşılaştırıldığında hem yetkinliğe dayalı iş performansı hem de okul teknoloji liderliği becerileri açısından müdür algılarının, öğretmen algılarından daha yüksek olduğu ve arada oluşan farkların da istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Bu istatistiksel analizlerde bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkisini tespit etmek için Cohen d etki büyüklüğü değerleri hesaplandığında görevin yetkinliğe dayalı iş performansı ve okul teknoloji liderliği becerisi üzerinde düşük düzeyli bir etkisi bulunmaktadır. Okul müdürlerinin kendi ve öğretmenlerin algılarına göre okul müdürlerinin okul teknoloji liderliği becerileri ile yetkinliğe dayalı iş performansı arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Okul müdürlerinin kendi algılarına göre okul teknoloji liderliği becerilerinin yetkinliğe dayalı iş performansının tüm alt boyutları arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenirken öğretmen algıları açısından okul teknoloji liderliği ile 'Finansal Kaynakların Sağlanması ve Yönetimi' ve 'İletişim ve Değerler' alt boyutları arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Okul teknoloji liderliği becerilerinin yetkinliğe dayalı iş performansına olan etkisinin incelendiği analizlerde, okul müdürlerinin ve öğretmenlerin algılarına göre okul teknoloji liderliği becerilerinin yetkinliğe dayalı iş performansı ve alt boyutları üzerindeki etkisi pozitif ve anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda okul müdürleri ve öğretmenler açısından okul teknoloji liderliği, yetkinliğe dayalı iş performansının ve alt boyutlarının önemli bir yordayıcısıdır. Okul teknoloji liderliği becerilerinin yetkinliğe dayalı iş performansına olumlu etkisi göz önüne alındığında okul teknoloji liderlik becerilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda mesleki gelişime ilişkin düzenlenecek hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimlerde okul teknoloji liderliğine ilişkin konulara yer verilebilir. Okul müdürlerini, teknoloji konulu lisansüstü programlara ve bilimsel toplantılara katılmaya teşvik edilebilir. Teknolojinin hızlı değişimin getirdiği politik, kaynak ve finans konularında karşılaşılan zorluklara ilişkin okul müdürlerine, maddi ve manevi destek verilebilir. Okul müdürlerinin okul teknoloji liderliği becerileri ile yetkinliğe dayalı iş performansı arasındaki ilişkinin incelendiği bir araştırmaya rastlanılmamış olunması araştırmanın önemini ve literatürde ilk olma özelliğini göstermektedir. Araştırmanın sonuçları, eğitim yönetimi alanı için hem farkındalık yaratmakta hem de kılavuz olmaktadır. Ayrıca Türkçe'ye uyarlanan 'Okul Teknoloji Liderliği Ölçeği' diğer bilimsel araştırmalara hizmet edebilir. Okul teknoloji liderliği becerilerinin arttığında yetkinliğe dayalı iş performansının yükselmesiyle okul performansı da olumlu etkilenecektir. Okul müdürlerinin teknoloji liderliği becerilerinin artması, okulların performansının artmasına ve devamında eğitim sisteminin hedeflerine ulaşmasının ve eğitim kalitesinin artmasının sağlanmasında önemli bir rol oynayacağı öngörülmektedir.
  • Doctoral Thesis
    Avrupa Merkez Bankası'nın Dijital Avrupa Para Birimine Geçiş Hazırlıkları ve Uygulamaları
    (2025) Özay, Ayşe Hürriyet; Ünal, Halit Targan
    Elektronik ödeme yöntemleri ve kripto paralar, 2008 mali krizinden sonra ekonomi dünyasında ilgi görmeye ve kullanılmaya başlandı. Kripto paralar, şifreleme teknikleri kullanılarak üretilen ve merkez bankalarına bağlı olmayan dijital paralardır. Bu tür paralara artan ilgi ve dijital ortamlarda sıkça kullanımı, zamanla nakit para kullanımını etkilemiştir. Özellikle Covid-19 küresel salgınıyla birlikte nakit paranın yerini giderek daha fazla e-ticaret ve temassız ödeme yöntemleri almıştır. Dijital ürünlerin popülerleşmesinin diğer nedenleri arasında hızlı transfer imkanı, çevrimiçi kullanım kolaylığı, akıllı telefon ve internet bağlantısıyla ödemelerin yapılabilmesi ve işlem maliyetlerinin düşüklüğü sayılabilir. Bu gelişmeler ışığında, merkez bankaları da kendi dijital paralarını geliştirmek için çalışmalar başlatmıştır. Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) en önemli görevlerinden biri, birliği oluşturan ülke vatandaşlarına risksiz bir şekilde ödeme yapma imkanı sağlamaktır. Ancak, kripto paraların merkez bankalarının güvencesinde olmaması, kullanıcılar açısından bir güvensizlik yaratmaktadır. Bunun yanı sıra, Avrupa Merkez Bankası'nın kendi piyasasına müdahale gücünü koruma ve varlığını hissettirme isteği de temel nedenler arasında yer alır. Bahamalar, 2020'de 'Sand Dollar' adlı dijital para birimini piyasaya sürerek tam işleyen bir dijital para sistemi kullanan ilk ülke olmuştur. Aynı dönemde Çin de dijital Yuan'ı tanıtarak Bahamalar'ın izinden gitmiştir. 2021'de Nijerya, 'e-Naira'yı uygulamaya koyarak dijital para birimini başlatan ilk Afrika ülkesi olmuştur. İsveç ise nakit kullanımının azalmasına karşılık gelen para biriminin dijital bir versiyonu olan 'e-Kron' üzerine araştırmalar yapmaktadır. Doğu Karayipler'de, Antigua ve Barbuda, Grenada, Saint Lucia gibi üyeleri bulunan Doğu Karayip Merkez Bankası 'D Cash' adlı dijital para birimini başlatmıştır. Tüm bu gelişmelerin ışığında Avrupa Merkez Bankası, üye ülkelerce kullanılabilir ortak bir dijital para birimi olan Dijital Euro'yu geliştirmek üzere çalışmalara başlamıştır. Bu süreçte, Avrupa Merkez Bankası Dijital Euro'yu hayata geçirme yolunda beş yıl süreceği öngörülen hazırlık çalışmalarına başlamış ve Avrupa ülkelerini kapsayan anketler düzenlemiştir. Önce iki yıl süren analiz çalışmaları gerçekleştirilmiş; ardından Avrupa Merkez Bankası tarafından yayınlanan raporlarla kullanılan metodolojiler ve elde edilen sonuçlar paylaşılmıştır. Analizlerde Birleşik Teknoloji Kabul ve Kullanım Teorisi (UTAUT) modeli temel alınarak Dijital Euro'nun geliştirilmesinde güvenlik ve gizlilik önlemlerinin nasıl planlandığına dair çalışmalar yapılmıştır. Araştırma modeline gizlilik, güvenlik, ek maliyet olmaması, nakit dışı ödeme araçlarının kabul edilebilirliği, euro genelinde kullanım kolaylığı ve çevrimdışı ödeme gibi konular dahil edilmiştir. Avrupa Merkez Bankası ve merkezi otoriteler, başta Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) olmak üzere sıkı yasal gerekliliklere uyum sağlayarak, güvenlik endişelerine karşı erişilebilir destek kanalları sunmuştur. Riskleri en aza indirmek için kullanıcılar açısından net ve açık prosedürler belirlenmiş ve bu çerçevede bir kullanım kılavuzu hazırlanmıştır. Haziran 2023'te Kural Kitabı Geliştirme Grubu (RDG) tarafından oluşturulan ilk taslak, Ocak 2024'te güncellenmiş ve ardından Eylül 2024'te ikinci kez revize edilmiş ve Avrupa Merkez Bankası Yönetim Konseyi'ne sunulmuştur. Kullanım kılavuzu, Avrupa genelinde Dijital Euro'nun uyumlu bir şekilde kullanılması ve karışıklıkların önlenmesi açısından önemli bir rol oynamaktadır. Çalışmalar, güçlü şifreleme tekniklerinin ve biyometrik giriş sistemlerinin kullanıcı verilerinin gizliliğini koruma noktasında kritik öneme sahip olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Dijital Euro, Kripto Paralar, Avrupa Merkez Bankası (ECB), Merkez Bankası Dijital Parası (CBCD), Güvenlik ve Gizlilik, Elektronik Ödemeler.
  • Doctoral Thesis
    İklime Duyarlı Binalara Doğru: Sıcak ve Kuru Bölgelerde Çağdaş ve Yerel Bir Tasarım Entegrasyonu
    (2025) Al-Mashhadani, Othman; Eryıldız, Demet Irklı; Eryıldız, Emih Halil
    Bu doktora tezi, yöresel mimari (VA) öğelerini günümüzün mimarisinde kullanabilme süreçlerini incelemektedir. Özellikle Bağdat için sürdürülebilir, kültürel olarak uyumlu ve iklime duyarlı tasarım çözümlerinin elde edilmesini amaçlar. Araştırma, yöresel mimarinin temel özelliklerini ve çağdaş mimarideki önemini inceleyen altı bölümden oluşur. Çalışma, değerlerin incelenmesi, sürdürülebilirlik ve kültürel mirasın korunması konusundaki güncel literatürü de inceleyerek, eksiklikleri belirlemek ve deneysel araştırmayı hedeflemek için kavramsal bir çerçeve oluşturarak başlar. Daha sonra, Irak'ın iklimini, tarihini ve kentsel dönüşümünü inceleyerek, coğrafi ve kültürel çevreyi belirler ve Bağdat evine ve geleneksel mimari özelliklerine odaklanır. Çalışma, özellikle sıcak/kuru iklim bölgelerinde bina kabuğunun; sürdürülebilirlik, kullanıcı konforu ve enerji verimliliğindeki önemini inceler. Araştırma, 'Shanasheel', 'Bad-Geer' ve 'Al-Hosh' gibi pasif mimari özellikler ile inşa edilmiş ortamların güneş ışığını, hava dolaşımını ve ısıl konforu artırabileceğini göstermiştir. Bunun ayrıca, yöresel çözümlerin çağdaş malzemeler, teknolojiler ve tasarım yaklaşımları aracılığıyla yeniden yorumlanması ile başarılabileceği düşünülmektedir. Çalışma ayrıca, pasif soğutma sistemleri, yerel malzemeler ve iklime uyumlu bina kabukları gibi yöresel mimarlık yaklaşımlarını günümüz tasarımlarına entegre etmek için bazı temel bileşenleri önermektedir. Ayrıntılı bir inceleme ile, yöresel bilgeliği çağdaş yaklaşımlarla entegre etmenin faydalarını ve sınırlamalarını açıklayarak, toplum katılımı, kültürel bilgi ve sürdürülebilir uygulamalara dayalı yaratıcı çözümler önermektedir. Araştırmada, yöresel mimari özelliklerinin tasarıma dahil edilmesinin uygulanabilirliğini değerlendirmek için Bağdat'ta dinamik iki aşamalı ampirik bir araştırma yürütülmüştür İlk aşama, çevresel değişkenleri değerlendirmek için hem yöresel hem de çağdaş Irak konutlarının saha gözlemlerini içermektedir. İkinci bölümde, performanslarını karşılaştırmak için hem yöresel mimari özellikleri olan hem de yöresel özellikler olmayan hibrit villalar için dinamik simülasyonlar kullanılmıştır. Araştırma, yöresel mimari özelliklerinin entegrasyonunun enerji verimliliğini önemli ölçüde iyileştirdiğini, pasif soğutmayı kolaylaştırdığını ve ısıl konforu artırdığını, tüm bunları yaparken de şehrin benzersiz mimari kimliğini koruduğunu göstermektedir. Çalışma bulguları, eski yöresel mimari tekniklerini çağdaş süreçlerle entegre eden hibrit bir yaklaşımın, sürdürülebilirlik ve kültürel korumanın gereksinimlerini karşılamak için uygulanabilir bir çözüm sağladığını desteklemektedir. Araştırma, yöresel mimari bileşenlerini çağdaş tasarıma dahil etmek için pragmatik fikirler önererek, mesleki uygulamasının gerçekleşmesi ve politika geliştirilmesini destekliyor. Sadece sıcak/kuru bölgelerle sınırlı olmayan, aynı zamanda dünyanın çeşitli iklimlerinde de uygulanabilen diğer yöresel mimari uygulamalar için gelecekteki araştırmaların gerekliliğini, yeni malzemelerin kullanımını ve bu yaklaşımların kullanılmasının ekonomik etkilerini vurguluyor. Son olarak, tez nihayetinde geleneksel bilgiyi çağdaş teknolojilerle entegre ederek çevresel olarak sürdürülebilir, kültürel açıdan örnek ve ihtiyaç duyulan tasarıma bağlamsal olarak uygun mimari çözümler geliştiren dengeli bir metodolojiyi savunuyor. Anahtar Kelimeler: Yerel Mimarlık, Hibrit Mimarlık, Isıl Performans, Çevresel Performans, Design-Builder Simülasyonu
  • Doctoral Thesis
    Dünyada ve Türkiye'de Klinik Otel: Türkiye Model Önerisi
    (2025) Hakyemez, Seda; Bulun, Mehtap Ataseven
    Giriş: Klinik-otel modeli yaklaşımı hasta oteli, sağlık oteli, bakım oteli, medikal otel, wellness otel, otel tabanlı tıp, sağlıklı yaşam kampüsü olarak çeşitli isimlerde literatürde geçen akut olmayan hastane bakımını, otelcilik misafirperverliği ile birleştiren bir sağlık hizmeti modelidir. Amaç: Türkiye ve diğer Dünya ülkelerinde otellerde verilen sağlık hizmetlerinin sağlık yönetimi açısından karşılaştırmalı bir biçimde araştırılarak mevcut durumunun değerlendirilmesi ve yeni bir klinik otel model önerisi sunulması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma karşılaştırmalı, tanımlayıcı, nitel desende bir araştırma olarak tasarlanmıştır Türkiye'de Nisan 2024-Mart 2025 tarihleri arasında 9 konaklama tesisinin sağlık yöneticileriyle yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak bireysel derinlemesine görüşme ile elde edilen veriler MAXQDA analiz programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Dünya ülkelerinde ise veriler 01.06.2024-01.11.2024 tarihleri arasında Google Akademik, Pubmed veri tabanlarına ve haber kaynaklarına konu olmuş hasta oteli, klinik otel, sağlık oteli, wellness oteli, SPA oteli, anne/lohusa oteli, patient hotel, clinic hotel, health hotel, wellness hotel, SPA hotel, mother/mom/maternty hotel anahtar kelimeleri girilerek web taraması sonucu elde edilen 21 otelin web sayfalarından elde edilmiştir. Bulgular: Finansman, verilen hizmetler, yönetim ve organizasyon ve politika-strateji olmak üzere toplam 4 tema altında sağlık yönetimi yapısı incelenmiştir. En fazla cepten ödeme ve özel sağlık sigortası ile hizmet bedelinin ödendiği, kurulum aşamasında kendi sermayeleri ve banka kredileri kullandıkları, sağlık hizmeti olarak fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmeti ile sağlıklı yaşam uygulamalarından termal/kaplıca tedavisine yer verildiği, insan kaynağı olarak hekim, fizyoterapist, hemşire ve diyetisyen bulunduğu, sağlık turizminin ve güven veren, misafir ağırlamaya yönelik müşteriye yaklaşım ve memnuniyetin önemli politika ve strateji konusu olduğu belirlenmiştir. Dünya örnekleri incelendiğinde ise Çin, Finlandiya, İsveç, ABD, İsviçre, Danimarka, Singapur, Katar, Tayland, Almanya, Portekiz, İtalya, Avusturya, Hindistan, İspanya, Japonya, İsrail ülkelerinden farklı klinik otel örnekleri saptanmıştır. Sonuç: Otellerde verilen sağlık hizmetinin karışık yönetim ve organizasyon yapısının düzenlenmesi, ulaşım kolaylığı sağlanması, teknolojik-teknik alt yapının geliştirilmesi, hizmet çeşitliliğinin arttırılması, ödeme koşullarının çeşitlendirilmesi, mevzuatın sadeleştirilmesi, kültürel farklılıkları yönetme, ödeme ve hibe teşvik destekleri açısından geliştirilmesi ve bu alanların bir sağlık yöneticisi tarafından yönetilmesine ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda bir model önerilmiştir.
  • Doctoral Thesis
    Yetişkinlik Çağında Olan Bireylerin Kişilik İnançları, Savunma Biçimleri, İçgörü Düzeyi ve Psikolojik Dayanıklılık Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi
    (2025) Yıldız, Cahide Ezgi; Şahin, Doğan
    Bu araştırmada yetişkinlik çağında olan bireylerin kişilik inançları, savunma biçimleri, içgörü düzeyi ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini, yetişkinlik çağında olan 411 katılımcı (315 kadın, 96 erkek) oluşturmaktadır. Veriler çevrimiçi anketler yoluyla toplanmış olup, Kişilik İnanç Ölçeği Kısa Formu, Savunma Biçimleri Testi, İçgörü Ölçeği ve Sıkıntıya Dayanma Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, erkeklerin pasif agresif, obsesif kompulsif, antisosyal, narsisistik, şizoid ve paranoid kişilik inanç puanları ve olgun olmayan savunma mekanizmaları puanları kadınlara kıyasla anlamlı şekilde daha yüksektir. Korelasyon analizleri sonucunda; çekingen, bağımlı, pasif-agresif, obsesif kompulsif, antisosyal, narsisistik, histriyonik, şizoid, paranoid ve borderline kişilik özellikleri ile nevrotik ve olgun olmayan savunma biçimleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Öte yandan, olgun savunma mekanizmaları ile obsesif kompulsif, antisosyal, narsisistik, şizoid ve borderline kişilik özellikleri arasında negatif ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca, belirtilen kişilik özellikleri ile psikolojik dayanıklılık arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Benzer şekilde, bu kişilik özellikleri ile içgörü düzeyi arasında da negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Savunma biçimleri ile psikolojik dayanıklılık ve içgörü düzeyi arasındaki ilişkiler incelendiğinde; içgörü ile olgun savunma mekanizmaları arasında pozitif yönde anlamlı, içgörü ile ilkel ve nevrotik savunma mekanizmaları arasında ise negatif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca, içgörü düzeyi ile psikolojik dayanıklılık arasında da pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Regresyon analizine göre; psikolojik dayanıklılık değişkeni, olgun savunma biçimleri tarafından pozitif yönde, ilkel savunma biçimleri ile çekingen ve bağımlı kişilik özellikleri tarafından ise negatif yönde anlamlı olarak yordanmaktadır. Bu çalışma, yetişkinlik çağındaki bireylerin kişilik inançları, savunma biçimleri, içgörü düzeyi ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkileri inceleyerek, bu psikolojik boyutların birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamayı amaçlamaktadır. Bu psikolojik faktörlerin gelişimsel ve psikodinamik süreçlerle nasıl şekillendiğini anlamak, bu alanlarda literatüre katkı sağlamak hedeflenmektedir.
  • Doctoral Thesis
    Ortoreksiya Nervoza: Obsesif İnanışlar, Sosyal Görünüş Kaygısı, Beden Memnuniyeti ve Yaşam Tarzı Özellikleri Açısından Karma Desen ile İncelenmesi
    (2025) Terliksiz, Begüm Eser; Usluoğlu, Feyruz
    Bu araştırma, ortoreksiya nervoza (ON) düzeyi ile obsesif inanışlar, sosyal görünüş kaygısı (SGK), beden memnuniyeti ve yaşam tarzı özellikleri arasındaki ilişkileri karma desen yaklaşımıyla incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmanın nicel aşamasında, yaşları 18 ile 65 arasında değişen (X̄ = 29,52; SS = 10,56) toplam 347 katılımcı (287 kadın, 60 erkek) yer almıştır. Veriler; Yeme Tutum Testi, Teruel Ortoreksiya Ölçeği, Obsesif İnanışlar Ölçeği, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği, Beden Memnuniyetsizliği Ölçeği ve araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla toplanmıştır. Veriler, öncelikle ağ analizi yöntemiyle değerlendirilmiş, ardından aracılık ve regresyon analizleri yapılmıştır. Ağ analizi sonuçları, en güçlü değişkenlerin obsesif inanışlar, ON, ve SGK olduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgulara dayanarak, obsesif inanışlar ile ON arasındaki ilişkide yeme tutumları ve SGK'nın aracı rolleri test edilmiştir. Aracılık analizleri, obsesif inanışların Sorumluluk/Tehdit Algısı ve Düşüncelere Verilen Önem/Düşüncelerin Kontrolü alt boyutlarının ON üzerinde doğrudan ve dolaylı etkilerinin anlamlı olduğunu göstermiştir. Mükemmeliyetçilik/Kesinlik alt boyutunun ise doğrudan etkisinin anlamlı bulunmamış, dolaylı ve toplam etkilerinin anlamlı bulunmuştur. Ağ analizinde merkezi konumda olmayan ancak diğer değişkenlerle ilişkili unsurları açıklamak amacıyla iki regresyon modeli test edilmiştir. Birinci modelde, sosyal medyada geçirilen sürenin sağlık ve görünüşle ilişkili yaşam tarzı özellikleri üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. İkinci modelde ise beden kitle indeksinin beden memnuniyetsizliği ve SGK üzerinde anlamlı etkileri saptanmıştır. Nitel aşamada, DEG ve YEG katılımcılarıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış; veriler yorumlayıcı fenomenolojik analiz yaklaşımıyla değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda katılımcıların anlayışlarını yansıtan sekiz tema belirlenmiş ve temalar iki analiz birimi arasında karşılaştırmalı olarak sunulmuştur. Sağlıklı beslenme davranışları, YEG katılımcılarında besin kısıtlaması, sağlık ve kilo odaklı kaygılarla şekillenmiştir. Düşük eğilim grubunda ise denge, esneklik ve sosyal uyumla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca, sağlıklı beslenmeye yönelik tutumların beden algısı ve sosyal ilişkiler üzerinde önemli etkiler yarattığı görülmüştür. Bulgular, ON'nin yalnızca yeme davranışına değil, aynı zamanda bireyin bilişsel yapıları ve bedenle kurduğu ilişkiye de bağlı çok boyutlu etkileri olduğunu göstermektedir. Çalışma, ON'ye yönelik bütüncül araştırma ve klinik müdahalelerin geliştirilmesine katkı sunmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    EMDR 2.0 Grup Uygulamasının Deprem Mağduru Bireylerdeki Travma Sonrası Stres, Depresyon ve Anksiyete Belirtileri Üzerindeki Etkisi
    (2025) Kınık, Çiğdem; Yaşar, Alişan Burak
    Bu çalışma, 6 Şubat 2023'te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen bireylerde EMDR 2.0 grup müdahalesinin travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), depresyon, anksiyete ve stres semptomları üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. EMDR 2.0, klasik EMDR protokolüne göre daha kısa sürede daha etkin sonuçlar elde etmek amacıyla geliştirilmiş, bilişsel ve motor görevlerle çalışma belleğini daha yoğun biçimde meşgul eden, çok katmanlı bir müdahale modelidir. Çalışma, yarı deneysel ön-test, son-test ve izlem testli desenle yürütülmüştür. Katılımcılar Malatya ilinde konteyner kentlerde yaşayan ve TSSB riski taşıyan kadın bireylerden oluşmaktadır. Başlangıçta 70 kişiyle başlanan çalışmada, süreç içinde yaşanan örneklem kayıpları nedeniyle deney grubunda 31, kontrol grubunda 27 olmak üzere toplam 58 katılımcı ile analizler tamamlanmıştır. Müdahale üç oturumdan oluşan EMDR 2.0 grup protokolü şeklinde uygulanmıştır. Veriler, Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi (PCL-5) ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-21) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular, deney grubunda hem TSSB hem de depresyon, anksiyete ve stres semptomlarında anlamlı düzeyde azalma olduğunu ortaya koymuştur. PCL-5 toplam puanlarındaki azalma η²=0.915 gibi yüksek bir etki büyüklüğüyle desteklenmiştir. Yeniden yaşantılama, kaçınma ve aşırı uyarılma alt boyutlarında da izlem ölçümlerinde belirgin düşüşler gözlenmiştir. DASS-21 bulguları ise, depresyon (t=5.387, p=.000), anksiyete (t=5.769, p=.000) ve stres (t=4.938, p=.000) alt boyutlarında anlamlı düzelmeler olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, EMDR 2.0'ın travma sonrası duygudurum semptomları üzerinde transdiagnostik bir etkiye sahip olabileceğini düşündürmektedir. Çalışmanın özgün katkılarından biri, EMDR 2.0'ın grup formatında, kısa sürede ve afet sonrası sahada uygulanabilirliğini test eden ilk araştırmalardan biri olmasıdır. Müdahale, zaman ve kaynak kısıtlılığı olan kriz koşullarında dahi etkin bir psikososyal destek sunabilmektedir. Sınırlılıklar arasında yalnızca kadın katılımcıların yer alması, kısa izlem süresi ve özbildirim temelli veri kullanımı bulunmaktadır. Bununla birlikte, elde edilen bulgular, EMDR 2.0'ın afet sonrası ruh sağlığı müdahalelerinde bütüncül, kısa süreli ve etkili bir yaklaşım olabileceğini göstermektedir.
  • Doctoral Thesis
    Yeşil Finans Bağlamında Bankacılık Sektörü, Finansal Gelişim, Ekonomik Büyüme, Yenilenebilir Enerji ve CO₂ Emisyonu Arasındaki İlişki: BRICS Ülkeleri ve Türkiye'den Kanıtlar
    (2025) Çelik, Recep Alper; Ünal, Halit Targan
    Bu çalışma, BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ve Türkiye'de bankacılık sektöründe yeşil finans uygulamaları, finansal gelişim, ekonomik büyüme, yenilenebilir enerji yatırımları ve CO₂ emisyonları arasındaki ilişkileri incelemektedir. Küresel ölçekte sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda çevresel riskleri azaltmaya yönelik finansal mekanizmaların etkinliği giderek önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, çalışmada seçilmiş ülkelere ilişkin 1990-2021 dönemini kapsayan panel veri seti kullanılmıştır. Araştırma, çoklu regresyon analizine ek olarak ADF ve PP birim kök testleri, Johansen eşbütünleşme testi, VAR, varyans ayrıştırması, etki-tepki analizleri ile birlikte FMOLS, DOLS, CCR ve ARDL yöntemleri sayesinde hem kısa hem de uzun vadeli etkiler ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştur.Elde edilen bulgular, BRICS ülkeleri ve Türkiye'de ekonomik büyümenin genellikle CO₂ emisyonlarını artırıcı etki yaptığını, buna karşın yenilenebilir enerji kullanımının emisyonları azaltıcı yönde anlamlı katkılar sunduğunu göstermektedir. Bankacılık sektörü gelişimi ve finansal gelişimin etkileri ise ülkeden ülkeye farklılaşmakta olup, özellikle Türkiye ve Hindistan'da bu değişkenlerin emisyonları azaltıcı etkisi dikkat çekmektedir. Ayrıca, Çalışma, Çevresel Kuznets Eğrisi (ÇKE) hipotezinin geçerliliğini ülkeler bazında test etmekte ve finansal sistemin çevresel sürdürülebilirlik üzerindeki rolünü yeşil finans bağlamında değerlendirmesi açısından literatürdeki boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle, politika yapıcılar için sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin finansal araçlarla nasıl desteklenebileceğine dair yol gösterici bulgular sunup, yeşil finansman mekanizmalarının yaygınlaştırılması ve finansal sistemde çevresel sürdürülebilirliğe yönelik düzenlemelerin güçlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Çocuklarda Perkütan Böbrek Biyopsisi Sonrası Uygulanan Kum Torbasının Ağrı ve Konfor Düzeyine Etkisi
    (2025) Güneş, Sevim; İnal, Sevil
    Amaç: Perkütan böbrek biyopsisi (PBB), çocuk hastalarda böbrek hastalıklarının tanısında yaygın olarak kullanılan invaziv bir yöntemdir. Ancak işlem sonrası uygulanan standart immobilization ve kanama kontrolü amacı ile uygulanılan kum torbası, çocukların konforunu ve ağrı düzeyini doğrudan etkilemektedir. Bu çalışma, PBB sonrası kum torbası uygulamasının çocukların ağrı ve konfor düzeylerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel, analitik tipte yürütülen bu çalışma, 25 Eylül 2024–31 Mart 2025 tarihleri arasında İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Çocuk Nefroloji Kliniği'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya PBB uygulanan 4–18 yaş arası 50 çocuk dahil edilmiştir. Veriler; Wong-Baker Yüzler Ağrı Ölçeği, r-FLACC Ağrı Ölçeği ve Konfor Davranışları Kontrol Listesi kullanılarak işlem sonrası 2., 4., 6., 8., 12. ve 24. saatlerde toplanmıştır. İstatistiksel analizde varyans analizi ve Pearson korelasyon kullanılmıştır. Bulgular: Tüm çocuklar işlem sonrası ağrı bildirmiştir. Ağrı puanları 2. ve 4. saatlerde en yüksek seviyeye ulaşırken, 24. saatte neredeyse sıfırlanmıştır (p<0.001). Konfor düzeyleri işlem sonrası ilk saatlerde belirgin biçimde düşmüş; kum torbasının kaldırılmasının ardından hızla artarak 24. saatte maksimum düzeye ulaşmıştır (p<0.001). Ağrı düzeyleri ile yaş, boy, kilo ve vücut kitle indeksi arasında anlamlı negatif yönlü ilişki saptanmıştır (p<0.001). Çocukların %48'i yatakta tuvalet ihtiyacını karşılamada zorluk yaşamış; memnuniyet puanı çocuklarda 7,97/10, ebeveynlerde ise 8,83/10 olarak belirlenmiştir. Kanama komplikasyonu yalnızca erkek çocuklarda gözlenmiştir. Kanama görülme sıklığı cinsiyete göre istatistiksel düzeyde anlamlıdır (p<0.001). Sonuç: Kum torbası uygulaması, PBB sonrası kanama kontrolü açısından yaygın olsa da çocuklarda ağrı ve konfor düzeylerini ilk saatlerde ciddi şekilde olumsuz etkilemektedir. Bu çalışma, standart uygulamaların her çocuk için aynı etkiyi yaratmadığını göstermiştir. Bireyselleştirilmiş bakım yaklaşımları, immobilizasyon süresinin azaltılması ve non-farmakolojik rahatlatma yöntemlerinin entegrasyonu, hem ağrı kontrolünü artırabilir hem de konfor düzeyini iyileştirebilir. Bulgular, pediatrik biyopsi sonrası bakım protokollerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Özgünlük: Bu çalışma, çocuklarda PBB sonrası kum torbası uygulamasının hem fizyolojik hem davranışsal düzeydeki etkilerini inceleyen ilk çalışmalardan biridir ve klinik hemşirelik uygulamalarında konfor temelli yeni bir bakış açısına öncülük etmektedir. Anahtar Kelimeler: Perkütan böbrek biyopsisi, çocuk sağlığı, kum torbası uygulaması, ağrı yönetimi, hasta konforu, hemşirelik
  • Doctoral Thesis
    Malpraktis Korku Algısının Hekimlerin Tıbbi Uygulamalarındaki Tutum ve Davranışlarına Etkisinin Değerlendirilmesi
    (2025) Köksal, Şerif; Kıyak, Mithat
    'Tıbbi kötü uygulama' anlamına gelen 'malpraktis' kavramının, son yıllarda hekim popülasyonu arasında gittikçe daha fazla konuşulan bir kavram haline geldiği ifade edilebilir. Küresel sağlık yükünün artması, sağlık hizmetine yönelik talebin artması, toplumun sağlık hukuku alanındaki farkındalığının artması, diğer yandan, hastalar tarafında malpraktis ile komplikasyon arasındaki ayırımın yapılamaması, hekim ile hasta arasındaki anlaşmazlıkların daha fazla olması sonucunu beraberinde getirmiştir. Sundukları sağlık hizmetinin sonuçlarından dolayı hukuki yaptırım ile karşılaşma olasılığının giderek artmasının, hekim popülasyonunda tedirginlik ve korku sonucunu doğurduğu söylenebilir. Bu çalışmada, hekimleri etkilediğini düşündüğümüz bu tedirginlik ve malpraktis korkusunun, hekimlerin tutum ve davranışları üzerine etkisinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Araştırma, anket, odak grup çalışmaları, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu ve Türk Tabipler Birliği'nden (İstanbul Tabip Odası) elde edilen veriler ile yapılmıştır. Anket çalışmasının evrenini, bir hastane zincirindeki 27 hastanede hekimlik hizmeti vermekte olan cerrahi branş ve girişimsel işlem yapan hekimler oluşturdu. Anket sayılarının belirlenmesinde G-power analizi kullanıldı, analiz neticesine göre örneklem sayısı en az 396 olarak hesaplandı. Evreni temsil eden hekimlerin isimlerinin yerleştirildiği Excel formatındaki dosyanın ilgili kolonundaki isimler, 'S_SAYI_ÜRET' fonksiyonu kullanılarak rastgele karıştırılıp, ilk sıradaki isim '1' olacak şekilde 1-4-7-10-13… sıralaması ile seçilen 396 hekime anket gönderilmiştir. Yeterli sayıda anket dönüşü olmadığından birer atlayarak 2-5-8-11-14… sıralaması ile seçilen 413 hekime de anket gönderilmiştir ve cevaplanan 516 anketten eksiksiz doldurulmuş olan 409 adedine ait veriler değerlendirilmiştir. Toplanan anketlerden elde edilen veriler SPSS programı ile değerlendirildi, ayrıca, örnekleme giren ve görüşme zamanına uygunluğu olan hekimlerden 6'şarlı gruplar halinde toplamda 30 hekim ile odak grup görüşmesi yapıldı. Görüşmede elde edilen yorumlar, MAXQDA adlı program ile analiz edildi. Analizlerden elde edilen bulguların değerlendirilmesinde; ankete katılan 409 hekimin en düşük 31, en yüksek 75 yaşında; yaş ortalamasının 46,52±9,52, katılımcıların ise %79,95 erkek, %20,05 kadın olduğu anlaşıldı. Hekimlerin, uzmanlık sonrası mesleki deneyim süreleri en kısa 1 yıl, en uzun 46 yıl, ortalama 15,91±9,34 yıl olarak tespit edildi. Katılımcıların branşlara göre dağılımı, ana uzmanlık dallarında %0,73 ile en düşük radyoloji, %18,09 ile en yüksek kadın hastalıkları ve doğum olarak; yan dal uzmanlık dallarında ise mesleki deneyim süresi 3,2 yıl ile en kısa Çocuk Kalp ve Damar Cerrahisi ve Yoğun Bakım, 22,6 yıl ile en uzun Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi olarak bulundu. Hekimlerin, %53,3'ünde, haklarında en az 1 kere hastane yönetimine ya da diğer kurumlara şikâyet edildiği veya haklarında soruşturma açıldığı, bunların da %63,3'ünde soruşturmaya yer olmadığı, %10,55'inde soruşturma açılmış olduğu ve devam ettiği, %2,29'unda hastaya tazminat ödendiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, hekimlerinin, 'sağlıkta şiddete maruziyet yaşadınız mı?' sorusuna, %37,90 oranında evet, %62,10 oranında hayır cevabı verdikleri, buna karşın, %85,33'ünün sağlık hukuk alanında herhangi bir eğitim almadığı, %66,01'inin ise sağlık hukuku alanında bir eğitim almayı planlamadıkları görülmüş, %95,35'inin, Türk Ceza Kanunu'nun, hekim malpraktis davalarının değerlendirilmesinde yeterli olmadığını düşündükleri görülmüştür. Sağlık hizmet sunumuna yönelik hukuki gelişmeler nedeni ile mesleki uygulamalarımda önemli değişiklikler yapmak zorunda kalıp kalmadıkları sorulan hekimlerin 5'li Likert cevaplarının ortalama puanı 3,06±1,15 (orta düzey algı); gelecek 10 yıl içinde herhangi bir malpraktis davasına dâhil olacağım diye endişelenip endişelenmedikleri ile ilgili olarak ise 3,67±1,03 (yüksek düzey endişe) olarak analiz edilmiştir. Aynı biçimde sadece malpraktisden kaçınmak için bazı testler ve konsültasyon istediğim olur önermesine 3,70±1,15 (yüksek düzey önleyici davranış); teknolojiden ziyade klinik bulgulara güvenerek tanı koymanın ve tedaviye başlamanın, medikolegal açıdan giderek daha riskli hale geldiğini düşünenlerin ortalama puanı 4,09±0,97 olarak saptanmıştır. Bu değer de 'yüksek düzeyde' bir endişeyi göstermektedir. Hekimlerin, malpraktis konusundaki kaygıları, mesleki uygulamalarında baskı altında olmalarına, bilimsel tıp normlarını, bu kaygılara göre şekillendirmelerine yol açmaktadır. Bu ise, tedaviden kaçınma, olası davalarda kanıt biriktirme amaçlı gereksiz tetkik isteme eğilimine yol açmakta, hem hasta yararı zarar görmekte ve hem de kamusal kayıplar ortaya çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Malpraktis, Sağlık, Hukuk, Şikayet Tarih:
  • Doctoral Thesis
    Cinnamaldehyde, Crocin ve Betanin'in MCF-7 Hücre Hattı Üzerindeki Apoptotik Etkisinin Araştırılması
    (2025) Dengizek, Merve Saraç; Yılmaz, Hande Öngün; Karimkhani, Hadi
    Cinnamaldehyde, Betanin ve Crocin bileşiklerinin her birinin, meme kanseri hücrelerinde apoptotik mekanizmaları farklı moleküler yolaklar üzerinden aktive ettiği ve hücre canlılığını anlamlı düzeyde azalttığı önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Bu araştırmada ise Cinnamaldehyde, Betanin ve Crocin'in MCF-7 meme kanseri hücrelerindeki apoptotik etkilerinin tekil ve sinerjik olarak incelenerek MCF-10A sağlıklı meme epitel hücreleri üzerindeki etkilerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada kemoterapötik etkinliği değerlendirmek amacıyla Dosetaksel referans ajan olarak kullanılmıştır. Cinnamaldehyde, Betanin, Crocin ve Dosetaksel'in farklı konsantrasyonları MCF-7 ve MCF-10A hücrelerine uygulanmış, 24, 48 ve 72 saat için IC50 değerleri MTT yöntemiyle belirlenmiştir. Ardından, hücrelere tekil ve kombine uygulamalar yapılmış ve apoptotik etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla Bcl-2, Kalpain-1, P53 ve Sitokrom C düzeyleri ELISA yöntemiyle analiz edilmiştir. MCF-7 hücrelerine uygulanan Cinnamaldehyde+Betanin+Crocin kombinasyonu, Bcl-2 düzeyini 0,61 ng/mL'ye düşürerek en belirgin azalmayı göstermiştir (p<0,001). Bu değer, Dosetaksel grubuna (0,59 ng/mL) oldukça yakındır. Kalpain-1 düzeyi Betanin+Crocin grubunda 5,38 ng/mL ile en yüksek seviyeye ulaşmış ve tüm tekli uygulamalardan anlamlı şekilde farklı bulunmuştur (p<0,001). Aynı kombinasyon MCF-10A hücrelerinde Kalpain-1 düzeyini azaltmıştır (p<0,001). P53 düzeyi Cinnamaldehyde+Betanin+Crocin grubunda en yüksek artışı göstermiştir (p=0,006). Sitokrom C düzeyi ise Cinnamaldehyde+Betanin grubunda en fazla artış göstermiştir (p=0,002; p<0,001). Araştırmanın sonuçları Cinnamaldehyde, Betanin ve Crocin'in sinerjik olarak uygulanmasının, MCF-7 hücrelerinde apoptotik süreci etkin bir biçimde tetikleyerek hücre canlılığını azalttığını ve bu etkinin apoptoza ilişkin farklı moleküler mekanizmalar üzerinden gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Bu sinerjik etki, bileşiklerin meme kanserinde terapötik potansiyelini vurgulamakta ve ileri araştırmalar için değerli bir temel sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, MCF-7, MCF-10A, Cinnamaldehyde, Betanin, Crocin, Apoptoz.
  • Doctoral Thesis
    Makine Öğrenmesi Yöntemleri ve Zaman Serisi Algoritmalarının Karşılaştırılması: BİST Temettü 25
    (2025) Kaya, Hakan; Ünal, Halit Targan
    Bu tez çalışması, Borsa İstanbul (BİST) Temettü 25 Endeksi'nde bulunan şirketlerin hisse başına net temettü fiyatlarını tahmin etmek için makine öğrenimi yöntemleri ile zaman serisi algoritmalarının performansını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, finansal teknolojilerin hızla ilerlediği bir dönemde yatırımcılara temettü odaklı yatırım stratejileri konusunda rehberlik etmeyi ve hangi tahmin modellerinin daha etkili sonuçlar doğurduğunu belirlemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda, Naif Yöntem, Basit Ortalama, Basit Hareketli Ortalama ve SARIMA gibi zaman serisi modellerinin yanı sıra Lojistik Regresyon, SVM, Naive Bayes, K-NN, Karar Ağaçları, LDA, AdaBoost, Gradient Boosting, Bagging, Random Forest ve MLP gibi makine öğrenmesi algoritmaları tercih edilmiştir. Araştırma, 2011 ile 2024 yılları arasında BİST Temettü 25 Endeksi'nde bulunan 25 şirketin hisse senedi fiyatlarını kapsayan 13 yıla ait bir veri seti üzerinde yapılmıştır. Tahmin modellerinin başarısı, RMSE (Hata Karelerinin Ortalamasının Karekökü) ve doğruluk (accuracy) gibi ölçütler aracılığıyla analiz edilmiştir. Sonuçlar, zaman serisi analizinde SARIMA modelinin ve makine öğrenimi yöntemleri arasında ise LDA, Random Forest ile Naive Bayes'in en düşük hata oranlarına sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu modeller, tahmin başarılarıyla dikkat çekmektedir. Ayrıca, genel olarak, makine öğrenimi modellerinin elde ettiği doğruluk değerlerinin zaman serisi modellerine kıyasla daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışma, temettü odaklı yatırımcılar ve yazılım şirketleri için ölçülebilir içgörüler sunan etkili tahmin modelleri sağlayarak hibrid modelleme ve sektörel analizler ile literatüre katkıda bulunmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    The Evaluation of Sexual Functions in University Students in Terms of Levels of Personality Organization, Object Relations, and Separation-Individuation Processes
    (2025) Okci, Burak; Şahin, Doğan
    Bu araştırmada cinsel işlev bozukluklarının kişilik örgütlenme düzeyi, nesne ilişkileri ve ayrılma-bireyleşme süreçleri ile ilişkileri araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini, cinsel ilişki deneyimi olan 408 katılımcı (218 kadın, 190 erkek) oluşturmaktadır. Veriler çevrimiçi anketler yoluyla toplanmış olup, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği, Kişilik Organizasyonları Envanteri, Bell Nesne İlişkileri Ölçeği ve Ayrılma-Bireyleşme Envanteri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, erkeklerde cinsel işlev bozuklukları kimlik dağınıklığı, primitif savunmalar ve ayrılma-bireyleşme patolojisi ile pozitif yönde anlamlı bir ilişki göstermiştir. Kadınlarda ise cinsel işlev bozuklukları daha çok patolojik nesne ilişkileri ve ayrılma-bireyleşme süreçleri ile pozitif yönde anlamlı bir ilişki göstermiştir. Ayrıca, başka bir psikiyatrik tanısı olan bireylerde cinsel işlev bozukluğu düzeylerinin daha yüksek olduğu ve bu kişilerde primitif savunmaların daha sık görüldüğü tespit edilmiştir. Ek olarak, alkol ve madde kullanımı, kimlik dağınıklığı ve nesne ilişkileri patolojileri ile pozitif yönde anlamlı bir ilişki göstermiştir. Eğitim düzeyi düşük bireylerin kimlik dağınıklığı, ayrılma-bireyleşme patolojisi ve gerçeklik testi puanlarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Korelasyon analizleri, cinsel işlev bozuklukları ile ayrılma-bireyleşme düzeyi, primitif savunmalar ve nesne ilişkileri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Regresyon analizleri sonucunda ise, erkeklerde primitif savunmaların cinsel işlev bozukluklarını anlamlı düzeyde yordadığı (%2 yordayıcılık etkisi) ve kadınlarda ayrılma-bireyleşme süreçlerinin cinsel işlev bozukluklarına etkisinin anlamlı olduğu (%2 yordayıcılık etkisi) bulunmuştur. Bu çalışma, cinsel işlev bozukluklarının farklı psikolojik boyutlarına dair literatüre bir katkı sunmaktadır. Özellikle üniversite öğrencileri gibi genç bir popülasyonda, cinsel işlev bozukluklarının gelişimsel ve psikodinamik süreçlerle nasıl bir ilişki içinde olduğunu anlamaya katkı sunması ve bu ilişkilerin klinik uygulamalarda klinisyenlere bilgi sağlaması amaçlanmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Effectiveness of Various Root Canal Shaping and Irrigation Techniques on the Elimination of the Biofilm
    (2025) Gülhan, Çağla; Küçükay, Enver Sedat; Atalık, Kevser
    Bu çalışmanın amacı; ProTaper Ultimate, WaveOne Gold ve One Curve şekillendirme yöntemleriyle şekillendirilen tek köklü ve tek kanallı alt kesici dişlerin; geleneksel yöntem, sonik aktivasyon ve lazer ile aktivasyon yöntemleriyle yıkanmasının E. faecalis'in oluşturduğu biyofilm eliminasyonu üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Bu çalışmada, periodontal sebeplerden dolayı çekilmiş olan 120 adet tek kök ve tek kanala sahip alt kesici diş kullanılmıştır. Dişler akrilik bloklar içerisine gömülerek Eppendorf tüplerine yerleştirilmiştir. Dişler; Eppenderf tüplerinin kapakları açık kalacak şekilde hidrojen peroksit gazı ile plazma yüzeyi oluşturarak 56ºC'de sterilize edilmiştir. Çalışmada kullanılan örnek dişler 1'i negatif kontrol grubu, 3'ü pozitif kontrol grubu ve 6'si test grubu olmak üzere 10 gruba ayrılmıştır. Pozitif kontrol grubundaki dişlerden biri biyofilm oluşumunu ispatlamak için taramalı elektron mikroskobunda görüntülenmek üzere ayrılmıştır. E.faecalis (ATCC 29212) suşunun Beyin Kalp İnfüzyon agar besiyerlerinde 24 saatlik taze kültürleri hazırlanmış, pozitif kontrol gruplarında ve test gruplarında biyofilm oluşumunu sağlamak amacıyla 37°C'de 7 gün süreyle inkübasyona bırakılmıştır. İnkübasyon süresi boyunca her gün inokülasyon yapılan grupların kök kanallarındaki mevcut besiyerlerine Beyin Kalp Infüzyon broth eklenmiş ve biyofilm oluşumunun devamlılığı sağlanmıştır. Negatif kontrol grubundaki dişlere bakteri ekimi yapılmamış, yalnızca besiyeri eklenmiştir. İnkübasyon süresi sonunda kök kanallarından kağıt konlar ile mikrobiyolojik örnekler alınmış; E. Faecalis'in oluşturduğu biyofilmlerin içeriğindeki bakteri kolonileri sayılarak koloni oluşturan birim olarak hesaplanmıştır. Çalışmanın grupları şu şekildedir: 1. grup ProTaper Ultimate (PTU) ile şekillendirilen ve geleneksel yöntem ile yıkanan pozitif kontrol grubudur. 2. grup PTU ile şekillendirilen ve sonik aktivasyon yapılarak yıkanan test grubudur. 3. Grup PTU ile şekillendirilen ve lazer ile aktivasyon yapılarak yıkanan test grubudur. 4. grup WaveOne Gold (WOG) ile şekillendirilen ve geleneksel yöntemle yıkanan pozitif kontrol grubudur. 5. Grup WOG ile şekillendirilen ve sonik aktivasyon yapılarak yıkanan test grubudur. 6. Grup WOG ile şekillendirilen ve lazer ile aktivasyon yapılarak yıkanan test grubudur. 7. Grup: One Curve (OC) ile şekillendirilen ve geleneksel yöntem ile yıkanan pozitif kontrol grubudur. 8. Grup: OC ile şekillendirilen ve sonik aktivasyon yapılarak yıkanan test grubudur. 9. Grup OC ile şekillendirilen ve lazer ile aktivasyon yapılarak yıkanan test grubudur. 10. Grup negatif kontrol grubudur. Bu işlemler tamamlandığında kök kanallarından kağıt konlar ile tekrar mikrobiyolojik örnekler alınmış ve kök kanallarında kalan bakteri kolonilerinin sayısı KOB olarak hesaplanmıştır. Her eğe grubu farklı aktivasyon yöntemlerine göre kendi aralarında karşılaştırıldığında; One Curve ile şekillendirilen kök kanallarının lazer ile aktive edilmesi ile kalan E. faecalis sayısının; geleneksel yıkama ve sonik aktivasyon yapıldıktan sonra kalan E. faecalis sayısından istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az olduğu görülmüştür. Her yıkama grubu farklı şekillendirme yöntemlerine göre kendi aralarında karşılaştırıldığında ise; yıkamanın sonik aktivasyon ile yapıldığı PTU ile şekillendirilen kök kanallarında, OC ile şekillendirilen kök kanallarına oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az E. faecalis kaldığı görülmüştür. Sadece şekillendirme yöntemlerine bakıldığında PTU ile şekillendirilen kök kanallarında; WOG ve OC ile şekillendirilen kök kanallarına oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az E. Faecalis kaldığı görülmüştür. Sadece yıkama yöntemlerine bakıldığında ise geleneksel yöntem, sonik aktivasyon ve lazer ile aktivasyon arasında E. Faecalis eliminasyonu açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Şekillendirme, Aktivasyon, E. faecalis, biyofilm